9/2/2010 - M.
Bir varmış bir yokmuş. Develerin pirelerin, atlar karıncaların üzerinde yol alırlarmış. Bazen zeki müren dinlenir imiş, bazen ismail yk gençlerin gözdesi olurmuş. Dünya böyle bir dünyaymış.
İnsanlar çok riyakar ama bir o kadar da kibar olduklarından kimse kimsenin asıl yüzünü göremezmiş.
Hayat değil de , maskeli baloymuş. En güzel insan taklidi yapan kazanıyormuş.
Böyle bir dünya içinde saçları turuncu.saçları siyah.saçları sarı.saçları rengarenk, yarım akıllı, düzinelerce kırık kalbe sahip bir kız yaşarmış. Kendine pek bakmazmış, bazen çok içer, bazen çok kaçarmış. Tuvalete oturup, deterjan arkasındaki yazıları okurmuş. Hiç kendine bakmazmış, çok paspalmış.
Pasaklıymış. Dağıtıp, dağıtıp gidermiş. İş toplamaya gelince tembelliğinden uyurmuş. Uyuyarak büyüyemediğinden hep cüce kalmış-mış.
Dışardan bakanlar gülmüşler, eğlenmişler. Bazıları çok sevmişler. Ama aslında sanmışlar. Sevdiklerini sanmak, sevmemelerinden daha kötüymüş. Gitmişler.
O kadar giden görmüş ki, gitmeye cesaret edemez olmuş. Kalakalmış. Bilmiş. Kalan, gidenin boşluğunu da doldurduğundan iki kat olurmuş. Kocaman olurmuş, küçücük kalırmış.
Elinden horozdan şekeri, ayaklarını sallandırdığı bir deniz kenarında demiş ki ben artık sevmem kimseyi. Kimseyi sevemem. Benim kalbim yok. Orda bir boşluğum var ve onu en hain, en lanet duygularla besleyeceğim.
Kendinden bir heykel yaratmış. Taşa benzeyen. Dokundukça ufalanmasın diye kendini kaçırmış ellerden.
Artık turuncu saçlı.siyah saçlı.sarı saçlı.rengarenk saçlı bir canavar imiş.tüm dünya ondan korksunmuş, kaçsınmış. Kimse sevmesinmiş. İsmail yk ve türevleri ona yetermiş.
Bir gün bir uçuruma gitmiş, bakmış bakmış aşağıya, atlasam mı demiş. Atlasam ne olur ki, deprem sanarlar korkarlar ama öldüğüme kimse üzülmez demiş. Miş.
Adımını atmış. Sonra tanrının meleklerine, almanların übermenine, kulların mesihine yakın bir insan evladı. I ıh insan değil işte. Garip bir yaratık. Yaratık değil. Güzel bir kadın. Evet güzel bir kadın, tutuvermiş omuzlarından. Düşme. Düşersen ben de atlarım demiş.
Yok demiş. Sen atlama. Tamam kötü biri olabilirim ama kimsenin ölümüne sebebiyet vermek de istemem.
Sonra işte. Sonra. Zaman geçmiş. Kocaman zamanlar değil ha. Onlar küçücük zamanlara kocaman anlar sığdırmışlar. Hiç birini de anı yapacak kadar eskitmemişler.
beraber büyümüşler, düşmüşler, gülmüşler, savaşmışlar. Yarım akıllı kız yeniden çocuk olmuş.
Sevmiş.çok sevmiş. Bilmiş ki hem sevildiği kadar hem de sevildiği şekilde seviyormuş.
Dost dosta aşık olur mu diye sormuş bir gün bir bilgeye. İki insanın arasında aşk olursa o dostluktur demiş bilge ona.
Anlamış.yaşamış.görmüş.farketmiş.bilmiş.ermiş.erilmiş.
Şimdi birazcık gidiyormuş rengarenk saçlı yarım akıllı kız çocuğu. Birazcıkmış. Hemen geçecekmiş. Güzel kadın gözlerini açıp kapayana kadar. Dünyanın en güze hediyesini vermiş ki,
hiç kırılmamış bir kalp.. Hem bilmiş ki bizim yarım akıllı kız çocuğu, bu sefer at nalı kadar bir nazar boncuğuna ihtiyaç yokmuş..
onlar tüm kötü düşünceleri, fesat hallenmeleri, ancak filmlerde olur denilen insanımsıları beraber yenmişler.
Ve artık fonda ismail yk değil, zeki müren çalıyormuş ;
''sevemez kimse seni benim seni sevdiğim gibi...''
özgen.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/2/2010 - Özlemek
Yokluğun türlü çeşitlerini bilirim. Bir sürü yoklukla tanıştım bu yaşıma kadar ve bilirim ki bana tesadüfi karşılaşmalar hazırlamaya devam ediyor. Ama derdim bu değil. Korkmuyorum sahip olmadığım şeyleri kaybetmekten. Peki benim dediklerim? Bencilce mi birini sahiplenmek?
Hani içine sığamadığında dışarı taşmak, ama çok bi'sevdim ki ben seni diyebilmek, kendinden vazgeçip ona geçmenin hazzını yaşamak istemek.
Çürüttük ruhlarımızı, geriye kalan bedenlerimiz gecelik zevkler peşinde. Peki benim aklıma kim girip çıkacak, kim zorlayacak hücrelerimin kıyılarını? Yeni fikirlere kim gebe bırakacak? Toplayın tasınızı tarağınızı, işinizi-gücünüzü bitirin gidin hayatımdan ! O kadar çok inandım ki sözlerinize, şimdi seçemiyorum sesinizi. Riyakarlığınız bile çok kibar ama ben sadece küfürden anlıyorum..
defalarca sevdim sizi. Her defasında daha farklı olacağına inanarak, gittiğim yollardan döndüm.
Oysa gereksizdir, dönüş yollarında koşmak. Benim dizlerim kanadı! Geçer sandınız. Tenime değil ki, canıma yara onlar..geçemedi..
Hep bir son biçtiğimizden kendimize biliyorum bu hikayenin sonunu. Beraber yazmıştık. Ben gidecektim önce. Bunun benim için en iyisi olduğuna siz karar vermiştiniz yoksa benim kalkacağım yoktu yerimden.
Çocukken de böyleydim. Eve ezanla çağrılmadım ve babam gelirken ekmek almadı. O yüzden ne namaz kılmayı bilirim ne de akşam yemeğinin saatini. Rastgele yaşadım hep.. kurulu soframız olmadı pek, herkes alelacele bi'şeyler atıştırırdı. Bizim evde herkesin acelesi vardı.
Sürekli bir yerlere gecikiyormuşum gibi yaşamamı anlamadın ya.. çocukluğumuz birbiriyle hiç arkadaş olmamıştı.. bundandı..
bundandı benim sana hep geç kalışlarım.. ne kadar koştursam da mutlaka düşüyordum, mutlaka ayakkabılarım birbirine bağlanıyordu. Ayakkabı demişken, ayakkabılığı içeri aldım, kimse kapımın önünde ayakkabısını çıkaramıyor artık..
ama siz. Bu defa farklıydı..Bu defa dünyayı karşıma almış, ''bak beni yenmeye çalışmaktan vazgeç, gel barışalım. Çünkü bu sefer öyle çok seviyorum ki, bu sevgiyle mutlu olmayı bile öğrendim.'' demiştim ve bir anlık da olsa dünyanın bana izin vereceğini düşünmüştüm.
Çünkü sen ve ben birlikteyken o kadar mutluyduk ki. Hayır, hatırlamak istemiyorum bunları. Bunları her anımsadığımda siluetin gözümün önünde camdan bir hal alıyor.. kıramam onu, kıramam..
bitiremiyorum bu yazıyı. Sanırım bu hikayeyi bitirmek istemediğimden kelimeler kendilerine yer bulamıyor adının geçtiği yerde. Oysa deniyorum, unutmayı, alışmayı, özlememeyi..
her zamanki gibi üzerime başka vücutlar giyiyorum.. sabahları tiksinerek kalkıyorum..
kendimden midem bulanıyor. Seninleyken, kendimi sevmeyi de öğrenmiştim halbuki..
beni nerde düşürdün? Ben sana nerelerde üşüyorum.Aynı ülkede bile değiliz ki.
Farklı havaları soluyoruz, farklı sokaklara adım atıyoruz, farklı kimliklerle konuşuyoruz. Ben şimdi kendime herkesten çok yabancıyım..
o kadar çok özledim ki, bunu itiraf ederken bile tırnaklarımı yiyorum. Yakında ellerim kalmayacak..
sussun telefonlarım, dokunmasın kimseler, konuşmasınlar.. sesleri duymak istemiyorum, görmek istemiyorum yüzleri.. kısa sürecek bir depresyonun uzun ön hazırlığındayım. Boşluğuna düşüyorum..
durdur beni n'olur..
yaralama. Yaralarımı yalama. Kapatma.üstünü örtme!
Unutma,
dünyanın neresinde olursam olayım seni hep çok seveceğim..
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/1/2010 - Bölünmüş Bir Ruhun Üç Parçası
Buradaki üçüncü günüm, daha kimseyle tanışmaya vakit bulamadım. Bedenimi ve ruhumu terbiye ediyorum, yeni şeyler gördüklerinde heyecanlanmasınlar. Bu da bir kontrol biçimi, özgür bırakamıyorum kendimi. Hayal meyal da olsa hatırlıyorum ki, daha önceleri korkusuz bir kadındım. İçimde beslediğim gitme duygusu sayesinde bir yere ait olamazdım. Şimdilerdeyse, kendime insanlar arıyorum, yanlarında huzur bulabileceğim.
Sigara içmek keyif vermiyor, tütüne karşı bağışıklık kazandı ciğerlerim. Ölemiyorum.
Yaşlanmış olmalıyım, yüksek sesli müzikler ve yakışıklı adamlar uykumu getiriyor. Yorganın içine girmek için koşturuyorum taşlı yollarda. Başarısız olduğum söylenemez lakin bunu istediğimden emin değilim. Kaçıyorum, bildiğim, gördüğüm, yaşadığım herşeyden. Geçmişimin, her seferinde ''Merhaba'' diye karşıma çıkmasından sıkıldım. Ama yine de aldatamıyorum onu, geleceğimle. Söylesenize ben nerede yaşıyorum?
İmla hatalarım boldur ve elbet Türkçe'ye yaptığım saygısızlıklar diz boyumu aşmıştır. Bana küstüğünü bilirim zaman zaman.Ana dilimden o kadar uzaklaştım ki bazen sözcüklerin ingilizcesiyle idare edip, sessiz sinema oynuyorum. En çok susuyorum bugünlerde. Pek keyifli sayılmaz, zihnimden saniye de 6 fikir geçiyor ve kalkıp bunları yazana kadar unutuyorum.
Hızlı unutuyorum. Hızlı unutmayı küçükken öğrendim. Doğunun bir kasabasında bir daha asla rastlayamayacağını bildiğin insanları sevmeye başladığında, hızlı unutmayı da kabulleniyorsun.
Kimileri bunun yanlış olduğunu düşünüyor, kimileri beni hiç anlamadıklarını.
Kimileriyle kafamı bozmuşluğum da vardır. Çok aşık olmuşumdur. Aşkla bir sorunum yoktur zaten. Aşkın getirdiği sorumluluk ve biriyle beraber olma düşüncesi korkunçtur sadece. Kendimi inandırdığım ve ömrüm boyunca seveceğim adamlar da hep erken ölmüştür. Bu yüzden yakın dostlarımdan biriyle evlenip, ensest bir hayat düşlüyorum geri kalan zamanlar için.
Neslime bakıyorum bazen. Camdan kadınlar, camdan herifler. Muhteşem yüz hatları ve gelimiş vücutlarıyla önümden geçiyorlar. Herkes güzel geliyor gözüme, bir çirkin benim. İşe yaramazsım, patavatsızım, dostun hası, düşmanın piçiyim. Bu yüzden derim ki kendi kendime, ama benim de kalbim camdan. Ama beynim olmadığı için bana deli dediklerinden, kalbimin de olmadığını düşünüyorlar..
Güzel müzik yapanlara hayran oluyorum. Oturup onlarla iki duble rakı içip, tüm gece şarkı söylemeleri için yalvarmak istiyorum. Tanrıyla konuşuyorum bazen, benim için en iyisini yazdığını söylüyor. İyi güzel de benim seçtiğim kötü, onun yazdığından daha iyiyse? Tabiki bunu O'na demiyorum. Aklımdan geçeni okuyor kendisi, ben konuşmadan anlatmaya başlıyor. Gülüşüyoruz..
Biz bunu hep yaparız.
Kapı açıldı. Tanımadığım küçük bir kız çocuğu içeri girdi. Hayır, tanıyorum. Ben onun annesiyim. Uzun yıllar önceydi, bırakmıştım O'nu sokaklara. Beni kınamayın! Kandırmayın! Bunu yapmak zorundaydım. Eğer bunu yapmasaydım benden nefret edebilirdi. Bencilce değil, inanın! Ama daha tamamlayamamışken kendi varoluşumu nasıl sahip çıkardım bir varlığa? Adına masal dediğim çocuğu, nasıl getirebilirdim bu kirli hayata..
Nerden geldim buraya? Nerden dönüyordum? Belki de yıllardır bu sandalyenin üstüne oturuyordum. Hem çok arabesk biriyimdir. Elimde viskimle orhan gencebay dinlerim ve bu bana sevişmekten daha çok haz verir. Hepimiz biraz lümpenizdir ama ben çokca kapitalistim.
Histerik acılarım var , onları her gün üç ölçek acıyla beslerim. Eğer kalmamışsa, çıkar sokaklara insanlardan hikaye dilenirim. Herkes beni sevdiğini söyler ve ben kimseye inanmam. Söylemişimdir, aram açıktır insanlarla. Anlatacaklarım çoksa susarım. Susmak istersem saçmalarım. Profesyonel öğrenciyimdir ve meslek olarak kalp kırıcılık yaparım. Felsefeden anladığım için demagolojinin allanı yaparım. Konuştuğum gibi yazarım. Yazdığım gibi konuşamam, kimse de uzun cümleleri dinlemeyi sevmez.
-Kısa kes de gidelim.
Yetişilmesi gereken yerlerle dolu adını dünya koyduğumuz bok çukuru. Bu yüzden her gün birimiz foseptik çukurunda hayatını kaybediyor. Bu hoşuma gidiyor. Eni sonu hepimiz kardeşini katleden adamın dölleriyiz.
Burdaki üçüncü günüm ve bardağım altı keredir kahveyle doluyor. Tabladaki külleri yalamam gerekecek, çok tembelim. Yıkanamıyorum. Oysa siz temiz kadınları seversiniz. Yataktan kalktığında ağzı kokmayan ve saçları bozulmuş olmayan. Lakin ben her daim dağınığımdır ve bu dağınıklığın kendi içinde asimetrik bir düzeni yoktur. Birbirimizi kandırmayalım! Beni hiç sevmediniz. Yine de severmiş gibi yaptığınız zamanlar için size minnettarım. Bana hayatımın en mutlu son günlerini yaşattınız. Tabi o zamanlar bunun son günlerimiz olduğunu bilmiyordum.
Biçtiğiniz hikayeye yaraşan bir kadın mıydım bilmiyorum ama siz her masalın kahramanı olabilecek kadar kudretliydiniz.
Buraya ne zaman geldiğimi hatırlıyorum. Üçüncü günüm. Ama neden geldiğimin cevabını kaybettim. Sokaklar daracık, hemen hemen her balkonda menekşe var. insanlar bilmediğim bir dille selam veriyorlar. Ama görmelisiniz çok sevimliler. İnsanın alıp evde besleyeceği geliyor. Neyse bunların hiç biri değil buraya beni getiren sebepler.
Ve siz olmadığım için o derece mutlusunuz ki, bunu damarlarımın en uç noktasına kadar hissedebiliyorum. Eskiden olsa ağlardım. Şimdilerde herşeye teşekkür etmeyi büyük bir metanetle öğrendim.
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/1/2010 - Seni Öldürdüm
Seni öldürdüm.
Seni öldürmek zorundaydım bu yüzden üzgün değilim. Yaşıyor olsan bana usulca gülümserdin,
hayır bunu görmek istemezdim!
Bunu hak edecek ne yapmış olabilirdim ki, beni susarak cezalandırma yoluna gittin. Elbette bunu kaldıramayacaktım. Düşündüğün gibi bir filmin kahramanı değildim, erdemli olmam jeanne d'arca benzediğim anlamına gelmiyordu ve inanabilirsin ki şimdiye kadar kimsenin özgürlüğü için savaşmadım.
Sana gitme demem gidişini hızlandırmaktan başka bir boka yaramazdı. Hayır, bu kadar çabuk olmamalıydı daha etrafı bile toplamamıştım, daha havuçlu kek yapmayı bile öğrenmemiştim. Daha ayılamamıştım ki uykumdan. Önce hazırlık yapmalıydın, başıma biraz para bırakıp işe gitmeliydin.
Babam olsa böyle yapardı.
Babam her akşam- biraz geç de olsa- evine dönerdi.
Dönmedin. Babama benzemediğin için seni öldürmek zorundaydım, kusura bakma.
Bana büyük aşklardan ve kocaman duvarlardan bahsetmemeliydin! Ne bilirdin ki sen, ne görmüştün ki? Ah evet seni biraz küçümsedim ve bu yüzden duvarlarımı alçalttım, anlayabildin mi?
Yirmiikiseneonbiraysekizgün seni bekledim. Uzun sayılmaz ama bu benim ömrüm! Sevdiğim, seviştiğim, uğruna bileklerimi kestiğim her adamın yüzüne bakıp seni düşündüm. Ağzının neye benzediğini, elmacık kemiklerinin çıkıklığını, gamzelerinin derinliğini. Ve sen kalktın bana büyük aşklardan bahsettin.
Biraz puşttun!
Kimsenin bilmediği bir lover değildin. First classtın. Büyük adam, ünlü düşünürdün. Biraz daha yaşayabilseydin heykelini dikeceklerdi. Sen zaten soğuk mermerleri severdin! Beyaz kadınları, beyaz şarapları, beyaz ülkeleri. Bu yüzden seni karlı havada öldürdüm.
Yavaş yavaş içime giriyordun muhakki bu beni ibne yapmazdı lakin her aşık biraz şerefsizdi. Müthiş yalanlar söyleyip, seni sevdiğime inandırabilirdim.aksini seçtim. Müthiş doğrular söyledim. Sonuç olarak, seni sevmediğimi anladın. Başardım! Kaçırdım! Bu içine ettiğimin dünyasında tek doğruyu ıskaladım! Bum! Artık daha mutluyum.
Bunu her söylediğinde dilime dolu dolu gelen bir siktir git cümlesini yutmak zorunda kalıyordum. Bana ne yaptığına bak! Ayağa kalk ve eserini gör! Ahahah. Bunu yapamazsın, çünkü sen artık bir ölüsün. Seri katilliğimin başlangıç noktası olabilirsin. Bir gün tarih kitapları bizi yazabilir ve ben müebbet hapis yemişken, ikimize mine yetiştiririm.
Biraz kahveye ne dersin? Yıkama bardağını, sigaramı söndüreceğim. Çok sakinim. Bu beni korkutuyor... cesedini vermek istemiyorum, çürüyene kadar benimle uyumak zorundasın.
Ama öldürmeseydim, gidecektin. Beni anla. Ya da boşver . Bir aşkın içinde herşey meşrudur, kimsenin acımasına ihtiyacım yok. Gidebilirsin.. hadi kalk. Kalksana. Sen beyazı seversin..
beni neden sevemedin? Yoo, sandığın kadar akıllı bir kadın değildim, yamalıydı beynimin bazı yerleri, bundan çok düşündüğümü sanırdın oysa ben söküklerimi dikiyordum. Dedim ya emir kustrica filmlerinden kaçmış da değildim! Hiç izlemedim desem yeridir. Acaip de değildim ki, sen muhteşem dostlara alıştığından ben biraz deli kalıyordum. Yetersizdim, eksiktim, akılsızdım.
Çok sevilebilirdim.
Seni öldürmek zorundaydım. Kusuruma bakma.
Diyelim ki seni öldürmemişim sonunda kendimi öldürmek zorunda kalacaktım. Boyumdan büyük günahlara giremem, beni tanrıyla bozuşturma. Ama seni öldürebilirim, cihad için yaptım derim, nasılsa kutsal kitaplar buna izin veriyor.
Üzgünüm, aşkın en faşist kıyısında yürüyorum!
Kalbin yok. Yok kalbin. İyi misin kötü müsün karar veremedim. Sen kimseyi sevemezsin. Başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulu bir dünyan var. neden seninle olduğumu anlamıyorum, gitmem lazım.
Söylediğin her sözü yastık altıma sakladım da, gitmen lazım olduğunda git diyemedim. Bu gidişini kolaylaştırırdı ama söylediğin gibi benim kurduğum dünyada senin de mutsuz olman gerekiyordu.
O değil de keşke son kez öpüşseydik. Dostum olmayacak, kardeşim kalmayacak biçim de.
O biçimdin işte!
Eni sonu dönek bir adamdın. Sana inanmam için bir masal uydurdun, beni de aldın en tepeye koydun ama ben beş yaşında değildim ve bil ki sana hiç inanmadım. Bu hikayeyi defalarca dinlemiştim ama sadece sen üzülme diye, uyudum..
seni öldürmek zorundaydım kusura bakma. Bilmediğim bir yerde, görmediğim kadınlarla nefes almana izin veremezdim.
Bir jazz yükseliyor, bir kadın çamaşır asıyor ipine, travestiler sadece bedenlerini satmıyor bu ülkede.. elimdeki kitabı bitirmeliyim. Gidip teslim olacağım.ölümünde yasallaştırılacak. Ne dürüst adammışsın ulan.
Ama önce kalbini sol göğsümdeki boşluğa yerleştirmeliyim.
seni öldürmek zorundaydım.kusura bakma.
O değil de,
bok yoluna gittin.
Özgen.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/1/2010 - Kedi
Ben bir kediyim. Tüylerim hep dik, bakışlarım hep hırçın. Beni sev diye gözüne baktığım tüm insanlarım kaçıp gidiyor. Buda benim sevişme şeklim.Tuhaf bir boşluk hissi yer edindi içimde.
Dışardan bakıyorum kendime, ne güzel oyunlar oynuyorum. Kandırıyorum aslında herkesi, herşeyi. Kulağımdaki küpeyi bile çıkarıp unutuyor gibi yapıyorum. Kırılmasın istiyorum onu terkettiğime..
Merhaba hayat amca, bana verdiğin akıllardan yoruldum. Yolumu kendim çizmek istiyorum. Uluslarla ilişkiye girmeyeceğim anlıyor musun? Onlar zaten çok güzel iletişiyorlar. Ben bahçesi olan bir kafede kahve içmek istiyorum sadece. Altı üstü bir kafe diyeceksin. Onlara benzememi isteyeceksin. Yaşayabilmek için tek şansın bu, ya bu cehennemde maymunlara benzersin ya da yok olursun. Ama ben var olmanın erdem sayıldığı yerlerde ağladım hep.
Bana acaip bakışlarla bakma. Ara sıra acaipleşmeliyiz, ara sıra yaşımıza küçük gelen oyunlar oynamalıyız. Ara sıra bir vapur güvertesinde tanımadığımız insanlara gülümsemeliyiz. Yine de hala büyük adam olmamı istiyorsan, üzgünüm.
''Çok gürültü yapıyorsunuz, bu topluma uygun değilsiniz''. Yazısıyla karşılaşmaktan korkuyorum bir gün. Çünkü susmuyor bu kafamın içindeki lanet olası sesler ve hayat amca bana hep ''elindekiyle yetin'' diyor!
masallardan yoruldum. O masallardan her kovulduğumda üzerimdeki kabuğun kalbimi de kabuklaştırdığını görmekten yoruldum. Her seferinde kendimi affedememekten, kendimle barışmadan başka bir masalın kahramanı olmaya çalışmaktan yoruldum. Hayatın amcanın da esiri olmak istemiyorum. Bu yüzden kaçışım. Kaçarken kendimi düşürmek istiyorum. Biri üstüme bassa görmeden ya da bir araba son sürat çarpsa, üzülmem inan. Kendime acımayı bırakalı epeyce oluyor.
''Ne kadar garipsin''. Öyleyim. Bu Tanrı'nın defolu kullarına has bir özelliği olsa gerek. Benim de robotlaşasım geliyor bazen. Her sabah aynı duyarsızlıkla kalkmayı, otobüs duraklarındaki insanların hüzünlerini toplamamayı, ait olabileceğim bir daire bulmayı ve sadece yuvarlaklaşmayı istiyorum.
Balıklara çok üzülüyorum, örneğin. Koyduğumuz akvaryumlarında kendi cinslerinden olmayanlara yaşamaya zorlarken onları mutlu olduklarını düşünüyoruz. Ama konuşamadıklarından bilmiyoruz neler hissettiklerini. İyiki sesim var ! Bazen bağırabiliyorum, bırakın gidin, gidin..
hayat amca bana taktığın zincileri bırak. Gideyim.Kimsenin olmadığı, olanların beni farketmediği, bir deniz kıyısında ayaklarımı uzatıp metal kokan sigaramı içsem.
''Çok müstehcensin''. Çünkü küfür etmeyi seviyorum. Bunun bana yakışmadığını söyleyenlerin söyledikleri yalanlara bakıp gülüyorum. Ben küfür ederken gerçekten yapmak istediğim şeyleri söylüyorum oysa. Eğer yapmak istediklerim gerçek ama ayıpsa yalan söylemememi mi isterdin?
İnsanın Sabırla bileneceğini anlatıyor büyük kitaplar. Sus ve tevekkül et diye yazıyor okuduğum kutsal yazılar. İyi de ben sabah uyanamazsam? Ölü ama sabırlı bir insan olabilirim. Evet bu fikri sevdim.
Öldüğüme üzülmeyeceklerine inanmam ama sevdiklerine de inanmamıştım zaten. O zaman eksilen Bir şey olmaz.
Hepimiz dengeyiz. Üstüne basarsam altımda kalırsın ki bu argo literatüründe çok fena anlamlara gelir.
O yüzden üstüme basılmasına izin veriyorum. Kimse kendini kötü hissetmesin.
Hayalkırıklarımı düşünüyorum. Leblebi tozuyla ilk tanıştığımda boğazımda kalmasını ve nefes alamadığım nane şekerini annemin parmağıyla çıkarmasını.her üç sene de bir tayinimiz çıktığını öğrendiğimde herkesi üç sene sevmem gerektiğini. İlk bisikletimin aldığım gün çalınmasını. İlk hediyemin ikinci gün kırılmasını. Ölümle beni tanıştıran ilk olayın en sevdiğim arkadaşım olmasını.
Hepsini düşünüyorum da.
Burda oturmuş. Hayalkırıklıklarımla hayal gücümü tamir etmeye çalışıyorum.
Evet olsa olsa bir kediyim ben.
Özgen.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Aslında hep farkındaydım senin için bir havaalanı olduğumun. İstediğin saatte siktirip gider, istediğin gece/özellikle ben uykudayken/ağzına sıçmak için uykularımın/ inerdin bana sertçe, frensiz, ışıksız, ve gürültülü! Bir merdiven akardı, akardı tüm basamakları ergenliğimin giderken sen... Çoğunluk ağlardım! Dişlerim ağarırdı inan. Bir köpek havlardı, bir kedi miyavlar, bir keçi geviş getirirdi. Tüm şehir siktir olup giderdiniz, tüm binalar, tüm sokak lambaları ve şiirler...
Rahman Yıldız.
Kategoriler
Arkadaşlarım
• j0ker • kaganiscen • valeroso • çiçek kız • yagmurtuana • Blogcu Yardım • Özcan Çeltik • ordabirokulvar • Kitap Özeti • siirimsilerle • ussuahkam • dizix • huzunlerinprensesi • benimsevdigim • gathering • papis85 • silencieux • ajitasyonbaharlar • S£RÇ£ herseyimdinsen0810 • surgundekimavi • sevgiliask • toprakbulutu • kasimhilal • enciyadaenci • yagmurvebiz • mira YARNA • sahipsizkelimeler • O. KUTLU ALKAN • rapkamyonu • cigdemtas • spongefugi • suskunlugumsiyahinmatemi • sr1603 • EVREN ALİ • sevdiyar47 • İlker Çelik • koddelisi • edalinkaa • kayipsehirler • oludusler • umbraregulus • volkangokce • narkozlu • poemm • barbibarbieoyunlari • meomeo • turksamal • kitaben • emregurcan • 7berzah7 • hircinyesilbirkuzum • romankitapozetleri • oluduslerim • Çizgi Film Oyunlari • gyes • sessizzperii • devinimm • mellpinhan • sertask
|