..''senden çocuk düşürmek istiyorum''.

2/7/2009 - Şehri Güzel Kokan Adamlar Tanıdım

Kategori: MY dreams

Saçmalarım bazen. Kaçarım kendimden başka bedenlere hapsederim yüzümü. Elim hep gözümdedir çünkü gözüme sürekli bir şeyler kaçar. Karnım çok ağrıyor, içinde uçan kelebekler öldü. Katil ben değilim, bu doğanın düzeni. Düzenimi düzen adamlar var.

Ağlamak değil mesele, sarılabileceğim kucaklar istiyorum. Kaybolmak ve on iki yaşımı benden çalanlara şefkatle sarılmak.

 

Küfür edebilirim şuan. Harika şarkılar çalarken hem de odanın içinde hem de harika bir kadın gözlerimin içine bakarken. Küfür edebilirim, inan ben seni ağlarken daha çok sevebilirim. Ah susmuyor çocuklar sokakta, sokaklar bu kadar kirliyken. Üstlerine bulaşacak bak, erkenden büyüyüverecekler. Geçer..

 

Her şey gibi geçer, büyümekte. İnsan dönerken kendine bir parçasını bırakır mı kaybolduğu insanda. Hadi hadi oturmaya mı geldik, hadi zengin kalkışı yapalım. Toplarım dağıttığım ne varsa. Oraya buraya atmışımdır her zamanki gibi. Ellerime hâkim olamıyorum, çarpacağım bir yerlere ve gelip öpeceğim seni omzundan.

 

Yeni duvarlar örüyorum kendime. Yeni isimler veriyorum dostlarıma. Hiç bişey eskisi gibi kalmasın diye hepsini kendim eskitiyorum. Özledim. Özlerken bile sakarım, özlerken bile seni kırabiliyorum. Beceriksizim. Ne varsa elime yüzüme bulaştırıyorum, koynunda bir kere uyumak için gözlerimi feda edebilirim.

 

 

İki saat sevişip, yirmi iki saat uyuyalım istiyorum. Sen saçımı çek, ben sakallarınla oynayayım. Çok mu hızlı koştuk? Sen yorulacağını çoktan biliyordun, bense kendimi tükettim. Şimdi burada durup seninle konuşmaya yollar bulmaya çalışmak, annemin rahmine geri dönme isteklerimi andırıyor. Denize kıyısı olan küçücük bir kentte rakını içiyorsun belki de ince bilekleri bir kadının elinden ve dağınık saçlarımla akşamları yemek yemeye çıkıyorum. Burası büyük kent, burası hep kirli, ayaklarım hep çıplak.

 

Uykunun yirmibeşinci evresindeyim, gözümü her açtığımda senin yüzünle karşı karşıya geliyorum. Birisi karnımı bıçakla deşiyor ve tüm iç organlarımı orda bırakıyor gibi. Sanki sana yüzyıllardır aşığım. Sen beni seviyorsun, ben başka adamlarla öpüşüyorum. Sen beni seviyorsun, ben sana ölüyorum.

 

Ama lanet olsun, bana hiçbir sevgi cümlesi uğur getirmedi. Kırıldı tüm aynalar, ardımda kaldı. İçsem içsem güzel olsa kafam, mucize olsa ben inansam meleklere, gelebilsem senin yanına.

Sen ne kadar acı çekiyorsan ben o kadar yanıyorum. Rahmimden, kasıklarıma ve ordan karnıma doğru engelleyemediğim bir yanma var. Kadınlığımla seviyorum seni. Ama hep çocuk kalara.

 

Seni seviyorum. Ne yazık ki bunun tek farkında olan benim. Vazgeçebileceğimi hatta vazgeçmemin daha iyi olacağını çünkü senle aramda kocaman bir mesafe olduğuna inananlar var. Halbuki ben yenebileceğimize inanmıştım. Çünkü altı yaşında gibi düşünürsem, aşkın hafif kanatları vardır ve o tüm duvarları aşırır.

 

İşte bu kadar. Çünkü şuan gebermeye gidiyorum.Belki müsait bir zamanda  müsait bir yerde zırhlarımızı çıkarıp sevişmeyi deneriz. Ama şimdi değil, şimdi değil..

 

özgenAydos
İstanbul/01.07.2009 

 

 

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

24/6/2009 - ….’a mektuplar-son

Kategori: safe haven''

 

 

Bu sana yazdığım son mektup. Kucağımda salsa yapıyor güzel kadınlar ve ben onlara bakıp seni düşlüyorum. Bir kadın suretinde bir erkek düşlenir mi deme. Deme sakın, küfür ederim.

O kadar gerçektin ki sen, dokunsam dağılıyordun bedenimin her tarafına. Seviştik mi? Kafalarımız güzel değildi ve sevişmedik, evet. Oysa herkes seninle yattığımı düşünüyor. Yattık ama değil mi? Bembeyaz bir çarşaf üzerinde sırtlarımızı döndük birbirimize. Hiç öpmek istedin mi beni o an bilmiyorum. Tek bildiğim bir an önce sabah olmasını istediğimdi. Koşup annemin etekleri altına girecek ve senin misafirliğin bitene kadar oradan çıkmayacaktım.

 

 

Açıkta kaldım.

 

Aksine minnet doluyum sana karşı. Nasıl teşekkür etmeli bunca yaşanmışlığa? Öyle bir yerdeyim ki şimdi, ölümden gayrısı üzemez beni. Çilekli dondurmadan sonra ağzını yalaya yalaya gezen çocuğun babasından tokat yemesi gibiydi sana âşık olmak. Mevsimlerden kıştı ve aslında babası sadece iyilik yapmıştı.

 

Ben babamdan hiç dayak yemedim. Bununla övünemem, bununla övünmesi gereken ben değilim. Farkındayım, kimseye benzemiyorum. Sahi bu iyi bir şey mi, bu beni iyi biri yapar mı? Herkes giyinik bak herkes giyinik bir ben ortada çırılçıplağım ve kral bile değilim!

Utanmalı mıyım? Ört edep yerlerimi, kasıklarımdaki sancı seni öldürmesin.

Çocuğumu düşürüyorum, çocukluğum seni düşünüyor. Bu yüzden karışıyor dinler birbirine.

Hayır, sen hayatıma binde bir gelecek mucize değildin ama ben de bir Mesih beklemiyordum!

 

Yine de iyiki geldin.

 

Tam tersini düşünürsek, eğer ki gelmeseydin sen. Ben inanıyor olacaktım hala süpermenlerin varlığına ve varlığım onlar için bir nokta bile etmeyecekti. Büyümenin evrelerinde sınıfta kalıp, hayallerimin bin beş yüz yıl gerisinden izleyecektim kendimi. Eğer ki sen gelmeseydin bir adama karşı ölmemeyi beceremeyecektim ve tüm aşkları büyük kılan şeyin uğrunda ölmek olduğuna inanacaktım. Yanılacaktım.

Bu ilk yanılışım olmayacağından sonuncusundan da ders almayacaktım. Hep biraz çocuk biraz kadın biraz yaşlı kalacaktım. Yaşamış sayılacak mıydım?

Eğer sen gelmeseydin ben şimdi kürk mantolar içindeki madonnayı telezviyondakinden ibaret sanacak ve Sabahattin ali’yi hiç bilmeyecektim. Bundandır, seni sevdikçe sadece yazarlarla sevişmem. Her kelimeleri beni sana gebe bıraktığından, nur topu gibi şiirlerimiz doğdu.

 

Ama yoksun.

 

Bunun için üzgün değilim. Bunun için üzgün olmak Tanrı’ya küsmek demektir. Ben senle ne yaşayacaksam öyle güzel ve öyle yarım yaşadım ki, gerisini istemek başkalarının dualarından çalmaktır. Ben minare dikip, kiliseleri camiye çeviremem ki. Tecavüz edemem kimsenin inancına. Ne olur ne olur sen de bir şey söyleme seni sevmelerime.

 

Aklım çok karışık. Bu karışıklığında kendi içinde bir düzeni var sanıyorsan, yanılıyorsun. Acı bir romantizm sadece ve dedemin romatizmaları arttı, yağmur yağacak bu şehre. Bu şehre yağmur yağarken, sen başka bir şehirde ayaklarını gün batımına doğru uzatmış olacaksın.

 

 

Yanık bir adamın sesi gelecek radyodan, ben bu anı daha önce yaşamıştım. Kafam daha önce de iyi olmuştu, hayaline dokunmuş tüm gece suretine ağlamıştım. Senin çoğaldığın yerlerde hep azınlık kalıyorum. Üstüm başım uykusuzluk kokuyor, sarılamazsın bana böyle. İğrenme gelir,adımı anmak istemezsin bir daha. Ne kadar damar varsa derimin altında söküp attım, eklem yerlerim ayrılıyor birbirinden. İşte böyle bana bıraktığın ama içini dolduramadığın ‘’sen’’le yaşamak.

 

Boşluğa bakabiliyorum saatlerce, boşluğa bakıp olmayacak hayaller kurmuyorum, olurların zaten benle işi yok. Herkes kendi kaçacak delik arıyor, ama ama saklanmayın hepinizi kuyruğundan tanıyabiliyorum.saçlarım dökülüyor, kel kalmaktan korkmuyorum, keşke dökülse yer yanım. Boğulsam sana hazırladığım sularda. Ölmek değil benim derdim, uzaklaşmak istiyorum. Hayır, uzlaşmak değil. Seninle beraber varabileceğimiz noktayı çoktan geçtik, bundan sonra herkes kendi yoluna.

 

Hıhı. Saçmalıyorum.elimde bundan daha iyi bir seçenek yok ve bu bir tercih değil. Paradoks arama boşuna, beyni uçkurundan büyük bir filozof ve harika cümlelere sahip bir kadın değilim. Hayatının anlamını değiştiremem, hayatının anlamı olmak gibi bir kaygımsa hiç olmadı. Göç edelim mi? Kendimize sığınacak daha güzel ülkeler bulabiliriz. Toprakları kan edebiyatıyla yıkanmamış. Çok iki yüzlüce geliyor mu sana da, öteki dünyada cenneti yaşamak için burayı cehenneme çevirmek. Tanrı bizi yarattıktan sonra kendini öldürmesiyle o gerçekten tanrıdır.

 

 

‘’Kadınlar ve çocuklar önden’’ sesleri duyulacak kıyamet koptuğunda. Nasılsa erkek ırkı âdem babasının ardından hurilerle sevişmeye gidecek. Havanın kaburgalarına sarılıp ağlarız artık. Daha zor olacağını düşünmüyorum ama soracaksan illa öbür dünya diye bir yer yok, gidip de gören oldu mu bilmiyorum. Bence babam beni sevmiyor. Bence diye başladığım hiçbir cümle yüzünden yargılanamam, biliyor musun? Bu yüzden kınama, bu sadece bir düşünce. Hem artık bu ülkede düşünme özgürlüğü var, düşündüklerini söyleyemiyorsun sadece. Öldürüveriyorlar.

 

Sokağın ortasına heybetlice yığılıyorsun. Bir ağa benzemeksizin, bir kuşa, toprağa.bu evrene ve bu kalleş insan doğasına benzemeden, ne olduğunu anlamadan ve başında ağlayan kızını görmeden ölüyorsun. Ölmek çok acı olmalı. Keşke her ölenin yanaklarından iki kere öpebilsek. Bu koca bir savaş alanı, hadi vur kardeşini vur.

 

Beynimde filler sevişiyor. Sağ gözüm birazdan görmemeye başlayacak çünkü bu daha önce de oldu. Hani sen ardına bakmadan siktirip gitmiştin ya, ben nereye oturacağımı şaşırmış, atıvermiştim kendimi yere. Öyle şiddetli bir düşüş olmuş ki, beynimde hala kırıklar var.

Düşüncelerimin orasına burasına batıyorlar. Boka batıyoruz. Ben biraz kirlenmeliyim, sen de biraz temizlenmeli. Sosyalist bir denge kurmalıyız bu aşkta? Nasılsa bir gün sarışın bir kadının kapitalizmi yutacak bizi. İlla sarışın olmasına gerek yok ama güzel yürümeli. Estetik duruşlar seni tahrik eder, aşık olursun kimbilir. Aşık olmalısın da.

 

 

Dünya gündemi konuşalım mı? Günlük gazeteleri okumuyorum artık, biriktirip haftalık haline getiriyorum. Üçüncü sayfa haberlerini kesip yapıştırdığım duvarlarım var. Muhtemelen üç sene önceki ırak savaşında ölmüş olan küçük bir kız kara gözleriyle bana bakıyor. Babannemin küçüklüğü gibi ki babannemi en son gördüğümde ben de küçücüktüm.

Hem ne dersin başkanın derisinin rengi değiştiği için dünya barışının rengi de değişir mi?

Beyazı kirletmeyelim, kirletmeyelim.

 

Kadife sesli bir Çingene olsaydım. Ve sana türlü yalanlar söyleseydim. Belki inanır ve elindeki çizgilerin yolunu değiştirirdin. Merak etme kaderime boyun eğmedim, boynumu tek eğdiren senin harika gülüşün. Uzun süre bakamıyorum dişlerine, hep öpmek geliyor dişinle dudağın birleştiği o kovuğu. Sapkınca. Çünkü benimki de saplantıdan başka bir şey değil.

 

Off, al kendini git başımdan. Al ne olur bu ağrılar artık dayanılmaz olmaya başladı. Gidip kusmalıyım biraz. Uyurum belki sonra, belki gidip yıkanırım. Dün öptüğüm adamı da kanalizasyonun derin boşluklarına düşürürüm. Hayır, aldatmadım seni. Ben sadece kendimi aldatıyorum.

Ben yıllardır kendimi senle aldatıyorum.

 

Gitmeli şimdi. Dönülmeyecek yollara kestirme dönemeçler yapmalı. Ben çok kalamam sensizlikte, biliyorsun. Sadece kafamı dağıtmalıyım biraz. Her bir parçamı da senle beraber bırakırım kuytuluklara. Ölmeyeceğim söz, sadece senden uzak bir yerde, altmış yaşında bir teyzenin hayatını satın alacağım.

 

Olur da beni bulmak istersen, bahçesinde erik ağacı olan küçük bacalı bir evde ekmek pişiriyor olacağım. Beni şimdi alnımdan üç kere öp. Namusum seninle avunsun. Namussuzluğum, elimdeki altın bilezik.

 

Öperim!

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

21/6/2009 - Öylesi

Kategori: Nothing
..
''aklıma ne zaman gelsen,
    hep daha iyi biri olacağımı düşünüyorum..''

                                                                    ankara/2009
1 YorumYorum yaz!Bağlantı

16/6/2009 - Yaşımdan Altı Yaş Büyüktüm

15.06.2009

 

“…bir gece uyandıkça yanımda görmek için seni,

 

bin kere uyudum…

 

sabah...

 

yola çıkmalı,

 

durup eşyayı dinlemekten iyidir yola çıkmak…” (Yılmaz Erdoğan)

 

 

 

sonra çok sevdim ben seni.

 

yaz gibi.ılık süt gibi.ali topu ayşeye at der gibi.

 

çocuktum seni severken ama yaşlıydım da.yaşımdan en az altı yaş büyüktüm.

 

ayaklarımdaki rugan ayakkabılarla ne zaman rüyaya yatsam seni görüyordum.

 

biliyordum benim gibi bir çocuk daha vardı.Ben kadar düşmandı kendine ben kadar uzak tutuyordu kendini kendinden.ama ben o çocuğun kaybolmuş gamzelerini sevdim.

 

hem ımm bilir misin sen portakal ağaçlarının kokusunu.eğer sobamız olsaydı portakal kabuklarını onun üstünde yakabilirdik.ama biz modern çağın çocuklarıyız.bilgisayarda sevişiyor insanlar.

 

tenlerin tenlere değmesi bile haz vermiyor artık.sen kalk böyle bir dünyada aşık ol.sonra da bu boktan dünyanın seni anlamasını bekle.Biz hayatlarımızı dondurup sevdiklerimiz için dua ederken,

 

tanrı bizi unutmuş.Olsun ona da hak veriyorum öyle çok şey isteyen insan varki.ben tanrı olsaydım çoktan istifa etmiştim.İthaf ediyorum şimdi de,benim tüm süngülerim senin.

 

sürgün olmayalım ama çorak topraklara.Çünkü bu hayat bir kere.Güneş doğdu yine bu şehirde.Günaydın demeli miyim sahi sevgiliye?

 

az kaldı.on iki yaşındaki halime dönmek ve tüm kaderimi baştan yazmak istiyorum.sence herşey daha temiz olur muydu? az kaldı.sen geldiğinde ben baştan bir kez daha ''çocuk kalbi''ni okuyacak sonra küçük prensin uçağıyla masallara uçacağım.sen de gel sevgilim.bu boktan dünya, en fazla sayıda en çok mutluluk isteyenlere kalsın.

 

nasılsa biz hayata geliş amacımızın mutluluk olmadığını çoktan öğrenmiştik çocuklarız.

 

 

‘’bir varmışlar hep yok olmuşlar’’ dedi sakalına gözyaşı bulaşmış amca.Bunu benden başka sadece sen anlardın,bundandır altı yaşındaki kız çocuğunun sesiyle seslenmek isteyişlerim.

Sürekli saçmalarım, saçlarımı sapanlara sarar erkek çocuklarına taşlar atarım. Böyle büyüdüm.

Yaşlanmanın ikinci evrimindeyim bizim gibilerin devinimi homodan gelmiyor, hep kadınmışız hiç anne olamasakta.

 

 

Hayat şimdi limanı olan bir kente nefes alıyor

Ve oyun bahçeleri çağırıyor. Örgülerim yok benim ya tanımazsan?

 

Elim sen de kaldı!



özgenAydos

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

8/6/2009 - Her Adam Katilimdi

Kategori: safe haven''

Her adam katilimdi, her adamın kurbanı olmayı kendim seçmiştim biraz da. Kim yarasını gösterdiyse  kanıp sözlerine, kanamıştım bacak aramda. Her defasında biraz daha küçüldüğümün farkındaydım ama bu önlenilemez bir süreçti. Yalnızlık virüsü damarlarımı ele geçirmiş, bedenimi dolaşıyordu.

 

Yalnızlık, öpüşme yoluyla bana geçirdiğin bulaşıcı bir hastalıktı. Aynı dili konuşamasak da aynı dil ile öpüşüyorduk. Dilin dudaklarıma değiyordu ve ben ana babasını yitirdiği için kimsenin masallar anlatmadığı çocuğa dönüşüyordum. Kulağımda ermeni türküleri İspanyol ateşine atlıyordum. Sonra omzuma değiyordu başın, kırk kere atlıyordum eşiğinden, dilimde dualar, tanrı bana şarkılar söylüyordu.

 

 

Bencil gülüşünle bana bakıp, yaktığın sigara erotizm kokmuyordu. Hiçbir zaman doyuramamıştım içindeki adamı. Ben olsa olsa bir tatminsizlik kanıtıydım, kendiyle yüzleşmekten kaçan!

Teninin kokusuyla birleştiğim yataktan hamile kalırdım da sen beni gebe bırakmazdın suyu köküme akan aşklara. Hep bir dala tutunmaya ihtiyacım olacaktı. Hep başka adamların yanında ağlayacaktım. Bunu biliyordun değil mi, büyümemi istedin sadece. Bacaklarıma bakıyorum şimdi, dizimin üstünde bir yara, üstüne düştüğüm taşlardan kalma. Büyüdüm bak büyüdüm ama çocukluğumun izleri hala orda!

 

Afili cümleler kurup kendimi anlaşılmaz kılabilirim, çözmeye çalıştıkça kendine dolanır, kendinle boğuşur, kendinle sevişir sonra yine kendine dönersin. Bu ateş Şems’in ateşi, kendin olana kadar yanamazsın! Ben de ağlayabilirim inan! Parmaklarımı ellerinin üzerinde gezdirip, eklem yerlerini ilikleyebilirim sözlerime. Ben de yosunları konuşturup, denizleri küstürebilirim adalara, yapabilirim inan. Ama elimden gelen bu kadar

 

Saçlarımın rengini ne çok sevdiğin geliyor hatırıma, bu rengi yakıştırdığım bir diğer kadını da ne çok sevmiştin değil mi? Ben de sevmiştim tüm kadınlarını. Bu çok sapkınca geliyordu diğerlerine, ama kaderimizi öteki olmaktı. Öpüşmekle bulaştırabileceğin bir hastalıktı, yalnızlık. Sıkıştım kaldım ait olmakla senin olmak arasındaki yokluğa ve evet ikisi de sonu boşluğa açılan bir kapıydı.

Sonunda sadece hiç olacaktım.

 

Yarabandındım senin. Ne zaman kanasa bir yerin emerdim küçücük ağzımla. Sonra dokunuşlar kirli öpüşmelere dönüşürdü. Ruhum sürekli kirlenir, boyalarım akar, rimellerim gözüme kaçar, kör olurdum. Bu körlükle bire aydınlığa çıkarmak istediğim seni.. Benden önce var olan kadınları yenmek istemedim hiç, onların isimlerini çok sevdim, hayatlarını, kaldırımlarını. Bıraktıkları izlerin üstünden geçmedim, onlara yakın yerlerden sevmedim!

Ben sadece bir yara bandıydım, iyileştirmek için örtünmedim sadece kapatmak istedim. Dışarıdan gelecek darbelere, bulaşacak mikroplara, üstüne atılacak tozlara karşın..

 

Bana bulaştırdığın yarayı fark etmeden. Şimdi içimde büyüyen bir irin var. Dokunma, elleme, üfleme! İşlediğin cinayetten pişman olma!

 

Sen benim katilimdin ama kurbanın olmayı ben seçmiştim biraz da!

 

 

 

Sen bir cinayete aşk süsü verdin ya!

özgenAydos

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Aslında hep farkındaydım senin için bir havaalanı olduğumun. İstediğin saatte siktirip gider, istediğin gece/özellikle ben uykudayken/ağzına sıçmak için uykularımın/ inerdin bana sertçe, frensiz, ışıksız, ve gürültülü! Bir merdiven akardı, akardı tüm basamakları ergenliğimin giderken sen... Çoğunluk ağlardım! Dişlerim ağarırdı inan. Bir köpek havlardı, bir kedi miyavlar, bir keçi geviş getirirdi. Tüm şehir siktir olup giderdiniz, tüm binalar, tüm sokak lambaları ve şiirler... Rahman Yıldız.

Kategoriler

  • before me
  • I have rosy rash
  • I wanna kiss them
  • Lili'ye Mektuplar
  • love no longer lives here
  • MY dreams
  • Nothing
  • safe haven''
  • Arkadaşlarım

    maviyalnizlik
    kaganiscen
    langirt
    herseyimdinsen0810
    j0ker
    OluDusler
    kayipsehirler
    papis85
    ordabirokulvar
    dontsrry
    cavenaghi
    umbraregulus
    Poemm
    Gathering
    nell
    cizgifilmoyunlari
    oluduslerim
    turkiyedeyasamak
    Surgundekimavi
    emregurcan
    kasimhilal
    sinefil78
    karlitorosdaglari
    hircinyesilbirkuzum
    koddelisi
    ussuahkam
    spongefugi
    deMuse
    karaf
    dsdtext
    beyazgelinciik
    HuzunLeriNPrenseSi
    toprakbulutu
    siirimsilerle
    yagmurtuana
    valeroso
    sevgiliask
    yagmurvebiz
    ucer
    mirayy
    cigdemtas
    ODEJA
    ozcansanat
    rapkamyonu
    silencieux
    sr1603
    sahipsizkelimeler
    sevdiyar47
    suskunlugumsiyahinmatemi
    EdaLinkaa
    enciyadaenci
    Birtanemsensin
    volkangokce
    narkozlu
    meomeo
    7BeRZaH7
    kitaben
    turksamal
    romankitapozetleri
    benimsevdigim
    barbibarbieoyunlari
    dizix
    özgen Aydos'un Profili
    özgen Aydos'un Facebook Profili
    Profil Kartını Oluştur


    Teoman - Istanbulda sonbahar.mp3 - Yazılar 5846 Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun olarak koruma altına alınmaktadır. Bunun içindir ki; yazılı, basılı, görsel ve sanal ortamda yazarın izni olmadan ya da altında yazarın ismi belirtilmeden asla kullanılamaz