2/5/2008 - aşkın alfabesi.

Sesini duymadan,yüzünü görmeden,dilini bilmeden,dinine inanmadan sevdiğim adamlar oldu..bildiler birbirlerini,kimisi anlaştı,kimisi kaçtı,kimisi yaralandı,kimisi eylemlerine devam etti..ama alıştılar beraber yaşamaya..
Şimdi sen geldin!...
Ölüyor o adamlar içimde ve gömülüyorlar en sevdikleri yerlerime!..
Günahlarını bağışlamalı ve bir dua okumalı bunca zamanın hatrına…
Şimdi sen geldin!...
Ne önemi var bunca zaman nerde,kimde,nasıl ve neden olduğunun?..geldin ve kuruldun saltanatıma..bana ne teokrasinden,monarşiden,oligarşiden!..azınlıklardan ve büyük adamlardan bana ne!...seni sevmenin bir vatanı yok,askerleri,güçleri..seni sevmenin bir yönetimi ve yöntemi yok!.. takrir-i sükun bu,evet..sana karşı çıkan hücrelerim asılıyor
taksim meydanına’’..
ya beynimde uyar tüm bu değişimlere yada bağışlarım onu bir deliye!..
aklımın başımda olmasının ne önemi var,başımın üstünde sen varken!..
var diyorum bak..yeni doğmuş bir bebek gibi,büyümesini beklemeden basıyorum bağrıma..
seni sevmemek,
kaybedilmiş zamanladır!...
-o kadar uzun bir ömrüm yok…
Şimdi sen geldin!..
ben kendime ait anlamlar çıkarıyorum kenar çizgilerinden,çizgilere basmadan yürüdüğümüz yollardan,hayatın kenarında kalmamak için verdiğimiz mücadelen,’işe yarıyor’olma isteklerimizden,sırtımıza inen sopalar inat hala savunduğumuz fikirlerden,her bir düşünce için eksilen beyin hücrelerimizden,altını çizdiğimiz kitaplardan ve yazarlardan bizi ‘’biz’’yapan..
şimdi sen geldin!..
düşlerime,gülüşlerime,kurgularıma,bitiremediğim portrelerime,artık çalamadığım piyano tuşlarıma,yazamadığım kelimelere,hep boğazıma takılan sözlerime,dün bindiğim dönme dolaba,pamuk şekerlerime,başlayıp bitiremediğim masallarıma,uçmayı bilmeyen uçurtmalarıma,ötmeyi bilmeyen kuşlarıma,bencil yanlarıma,üstüme başıma bulaştırdığım yarım aşklarıma,göç ettiğim ve bir daha dönüp bakmadığım ülkelerime,uzun kış gecelerime,
bitmeyen sohbetlerime,ağzımda gevelediğim gevezeliklerime,sakar taraflarıma,anarşist gecelerime,ciddiyetsiz hallerime,yetersiz yeteneklerime,kendime çekilmem gereken saatlerime,okurken kavga ettiğim yazarlarıma,hiç izlemediğim film sahnelerime,ani ve hiç uygulanmayan kararlarıma..
hoşgeldin!...
ama farkında bile değilsin!...
işte bu yüzden;..
bir ‘’itilaf aşk’’ oluyorsun,ihtilal gücümün olmadığı topraklarda,beni kendime sürgün bırakıyorsun..
itiraf değil,ithaf ediyorum cephelerimi,al süngülerim senin olsun!...
işte bu yüzden;
bir dış güç oluyorsun,aklımı ve kalbimi birbirine düşüren..bir taraf bağımsızlığını istiyor ve sola yatıyor,sokaklarda..bir yanım memnun senden,sağa kayıyor..içimde birileri ölüyor..
aşk,intahar eylemci bir bomba oluyor elimde.. taşlı ve silahlı eylemlerden kurtarabildiğim ‘’ben’’lerle seviyorum seni…
işte bu yüzden;
barış harekatı düzenliyor sevdiklerim,sevdikleri yerlerimi kurtarabilmek için..
ve öyle bir kıtlık oluyor ki aşk,adı ‘ben’olan memlekette….
Sana ulaşabilmek için sıraya giriyorum..adımın yazdığı karneye işleniyorsun,
Günde bir kez alabildiğim!..
Işte bu yüzden;
Sarsılıyorum zaman zaman..kalın botlar ve üniformalarla darbe yapıyor içimdeki adamlar,
Kargaşalığı önlemek adına..seni alıyorlar benden ve hapsediyorlar parmaklarıma..
Fikirlerime tecavüz ediyorlar,sözlerimi falakaya yatırıyorlar,tuzlu sularda yakıyorlar adını
Ve adın soyuma dönüşüyor bir darağacı taburesinde..
…
Şimdi sen geldin!...
zor yollardan,pürüzlü geçmişten,sildiğim ve üstüne tekrar tekrar yazdığım geleceğimden,
hiç zaman zarfı kullanmadığım öznelerimden,belirtili isim takıntılarımdan,hep kendini beğenen aynalarımdan,söylemeyi beceremediğim şarkılardan,vazgeçemediğim yarınlarımdan,
çocuklarımdan ve çokluklarımdan,ayağıma takılan taşlardan,hep kaybettiğim misketlerimden,
yuvalarını bulduğum karıncalarımdan,yakmaya kıyamadığım mektuplarımdan,bayram sabahlarımdan,boğazın altında,istanbulu kucakladığım tepelerimden,Nazım’ın şiirlerinden,
betimleyemediğim geçmiş zaman aktörlerinden,kardeşimin sarı saçlarından,üflediğim yanık yerlerimden,kabuk tutmuş aşk yaralarımdan,annemin öptüğü ama hala sızlayan iliklerimden,dilimdeki kekremsi tattan,görmeyi hiç istemediğim yüzlerden..
yüzlerin içindeki üzüntülerden..
şimdi sen geldin
ama farkında bile değilsin..
sarm/aşık ve olmak bildiğim bişey platondan türüyen platonik buluşlarda..
bilmediğim nasıl bu kadar karm/aşık olabildiğim..çözemediğim ve sır kalmasını istediğim anlamlarım var..tek kişilik bizim sırrımız’’…
‘’seni’’tuttum,bırakmayacağım boşluklarda
Ve kaybetmeyeceğim ladeslerde..
hangi prensesin düşünden kaçtığını bilmediğim bir roman kahramanısın,ve
Raifin o resme aşık olduğu kadar aşığım sana’..
Buda benim hikayem evet!..yazılması için yaşanan değil,yaşadıkca yazılacak olan..
Şimdi sen geldin
Ama farkında bile değilsin..
Farketme!..
Sana aşık yanlarımı
Beni bir cinayete mecbur kılma..
(seni içimdeki kadınlardan bile kıskanıyorum*)
Şimdi sen geldin,
Ve kaburganı kırıp
Yeniden yazılıyorum sureye..
Şimdi sen geldin
Ve baştan başlıyorum
Adı aşk olan bir havva’ya..’’
-aşkın alfabesi on harf artık...
|