4/5/2008 - çoğulhayaller.

Bir taksim gecesi..bildiğim en iyi yüz yanımda ve yüzlercesi dağılmış sokaklara..
Kapı önüne atılmış iskemleye sığdırıyorum bedenimi,kulağım söylenmeyen şarkıların diline takılı;
Ben kuşlardan da küçüktüm bir gece vaktiydi,
Aşk tuttu elimden benim,
Geçtim düşler sokağından bir gece vaktiydi
Ceplerimde hacıyatmazlar..
Yanaklarımda balık tutmaya gelmeyen,şeker kokulu çocuğa söylediğim bir melodi bu..
Hani notalarını yırtık cebime sakladığım..ıslak ıslıklarla gökyüzüne uçurduğum kanatlarıma benzer geçişler.
beni milat yapan o geceyi anımsıyorsum belli belir/siz..
mektup kokulu kelimelerle beklediğim kimsesiz,
Ve en sevdiğim zarftır
Içinde sen ve benin ayrı olmadığı bir biz..’’
Sınırları kalın çizgilerle çizilmiş,ayakları olmayan ülkeler gibiyim,sevmediğim bir coğrafyada
Hayat veriyorum,insanlara..
Faşist söylemlerle bölmeye çalışıyorlar tüm olan gen(ç)lerimi,asıyorlar yüzüme küfürlü afişleri ve yüreğim ortada kalmış bir halkın dağılmış kardeşliği..
(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,
Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)
Fransız sokağına giden yokuşun başından,yuvarlıyorum düşlerimi,kalan sağlar bizimdir’’in iç burkan umuduyla,kendime yol alıyorum.. Içimde nefes alacak kadar yer bırakmadığını gördükce,soluğundan çalıyorum..
Özüme inen yazarları çıkarıyorum zihnimden..beni doğurmamalı bukowski fahişelerinde,
Nazım pirayeyi öldürmeli saçlarımın kızıllığında,kızıl nehirleri yakmalı grange,kantın ahlakını saklamalı aklım,machiavellinin prensine inat,küçük prens büyümeli diyorum bu gece,Madonna çıkarmalı kürkünü ve örtmeli raif efendinin üşüyen sesine,kaçıyor hayat ölmeli sonunda rendekar,yokluğum düşünemediğimden belli yaşasın katilim decart!..
Ortak paranteze alınacak öylesine çok tekrarım var ki geçtiğim yolları eskitiyorum..tekrar tekrar..soğuk bir iklimde dünyaya gelmek isterdim oysa ben,karlara adımı yazmak damarımdan akan kanla..dilim yara bere içinde hala..küfür etmek adetten diyorum hükümete..
Bak kırıyorlar gene kaldırımları,bize üstüne basacak yol çizgileri bile kalmadı..
Kafamı kaldırıp vitrine baktığımda bana beyaz beyaz gülen bir elbise içinde farkettim
Pippa bacca’yı..insanların günahlarını siyaha sakladığı, dillerinde
Tanrıdan korkan tövbe sureleri gezdirdiği bir ülkeydi burası..’ak’olmak ağır geldi bize ırk diye ayırırken insanları,erkek ırkı önden koşuyordu kadın bedenlerine..
Namusu temizlemek iki kurşuna bakıyordu pippa’m buralarda..içlerindeki içi aç hayvanlarla savaşanlara getirmek barışı..ah sevdalım..ah..
(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,
Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)
Yağmur yağıyordu şehre ve unutmuştum başımı örtmeyi..ıslandı fikirlerim ve güneşe asmakla rengi açılmış düşlerim..boyalarım aktı,renler birbirine girdi..’’ah’’dedi ressam ‘’bu ne rüküşlük’’..
Yüzümün nü hali dedim,edepsizce indirdim gözlerimin iç giysilerini ve utançlarından bakamadılar içimdeki çirkinliğe..
Giydiklerimiz kapatamıyordu günahlarımızı,bir beden büyük sevaplar gerekiyordu
Adını cehennem diye bildiğimiz vücutlardan kurtulmaya..
Bir otobüs kalabalığında,boğuşurken yalnızlığımla,çoktandır karşılaşmadığım çocukluğum buldu beni..
-ne kadar uzağa bırakmıştım seni,nasıl buldun beni?..
-giderken oyuncak bebeklerini düşürmüşsün..
Büyümeyenler ölmüyorlardı ve cüceler uzamıyordu işte güliverin hikayelerinde..
Bir prens gelecek diye uzattığım saçlarımı kesiyordum,kurdun kırmızı başlığı çaldı gecelerde..
Zehirli elmayı yemek cennetten kovulmaktı ah pamuğum ve ben kedinin içindeki çizmeye benziyordum,dedeler torunlarını korkutmak için beni anlatıyorlardı,tarih bizi yazıyordu,bizi çiziyorlardı çocuklar resim defterlerine,kağıda kağıt diyemediğim zamanlardı,babam beni okudu bir masal kitabında..yaşım 5 e geliyordu,oku’emri geldiğinde ve okuyabildiğime ettiğim ilk küfür yaşım 7 ikendi.bir kurşun yemişti öğretmenim,memleketimin bahar gelen dağlarında..
Kana bulanmış güllere fısıldadım;
O kurşun hayallerimi öldürdü..’’
(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,
Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)
..ilk ayrılık mektubum 12 sene önceydi.. tayini çıkıyordu babamın ve görev beklemiyordu..cumhurbaşkanı benim memurum işini bilir derken,biz ordan oraya sürükleniyorduk helal ekmeğin peşinde..
Ve ne kadar toplasam da tüm eşyalarımı,evimin duvarları kalıyordu işte..
Bahçesine gömdüğüm balığım,koparmaya kıyamadığım çiçeklerim,saçımı çeken mızıkçı arkadaşlarım,oyunlarım,oyuncaklarım,çikolatasını bitirdiğim komşu teyzelerim,paramın yetmediği bakkaldaki şekerlerim,susam sokağındaki kurabiye canavarım,istiklal marşıyla açılan okullarım,anlarım kalıyordu geriye
Ve hepsi bir anıya dönüşüyordu..
Babam beni cezaevlerine götürüyordu..suç işlemenin zorunluluk olduğunu öğrenmediğim zamanlardı,tüm amcalar bize gelsin istiyordum..
Onlarla birlike izlemiştim ‘uçurtmayı vurmasınlar’ı..ve bir barış aramıştı gözlerim avlusu olmayan hücrelerde..sevmişlerdi beni özgürlüğü sever gibi,kucaklamışlardı gökyüzünde süzülür gibi…
Ve öğrenmiştim!..kendime tel örgüler arasından baktığımda asıl hapisin
Düşlerin bittiği yerde başladığını..
Oysa onlar iyilerdi..
Adam öldürmüşlerdi,
Para çalmışlardı,
Biri çok düşünmüştü
Biri hiç akıl edememişti..
Hayat adil değildi ve aslında onlar iyilerdi..
(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,
Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)
Ortaköyden arnavutköye yürürken geldi hatrıma,unutmak istediklerim..
Adını anımsayamadığım küçük bir kız çocuğuna çarpmıştık,elimizde bira şişeleri yürürken yine bir arka sokakta..yılbaşından bir gün önceydi ve planlarımız vardı..
Ve küçücük bir kız bize çarptı..
Onun yaşında saçlarım iki yandan örgülüydü,annemin elinden tutup,istediğim tüm oyuncakları alabiliyordum..ve kız benim yaşımda elindeki selpakları satmaya uğraşıyordu,annesi hastaydı ve iki kardeşi vardı..hayatında hiç süt içmemişti..
Elimdeki bira düştü,yaşlarımız biraya karıştı,akıp gittiler..
Yılbaşı bize hiç uğramadı ertesi gün..
Küçücük bir kız bize nankör yanlarımızı çarptı o gün…’’
Ve sonra eksik ön iki dişleriyle bana gülümseyen kardeşim geldi aklıma..
Daha o gün,daha bana ilk güldüğünde biliyordum evimize geleceğini..
Babası geni bozuk bir sapık,annesi aklı bozuk bir hastaydı ve çocuk yaşında kocaman sorumlulukları vardı..
Hayata 10-0 yenik başlayan çocukları gördüğümde,attığım tüm gollerin kendi kaleme girdiğini anladım..
Yürümek imkansızdır o delici bakışlar içinde,’’beni kurtar’’sesleri içinde sarılmak onlara ve kurtaramayacağınızı bildiğiniz her çocuk için kendinize artan nefretiniz..
Bu dünyayı biz bu hale getirdik..’’biz doğurduk bu çocukları,ucu açık uçkur vakitlerimizde,biz bıraktık onları bu kimsesizliğe,biz esirgemedik onları kötü ellerden
Ve şimdi kimse şikayet etmesin geceleri ortaya çıkan sokağın çocuklarından..
Onlar ışıktan korkarlar..
Ve aynı bahçe içinde denk geldim,eli yüzü nurlu teyzelere..hasta halleriyle bir yudumluk sohbete açlardı ve elleri öpülmüyordu nice bayramdır..az kalmış ömürlerine umut bağlamışlardı kurtulmak için bu yalnızlıktan..kimsenin huzur bulduğu yoktu bu evlerde..
Büyüttükleri evlatları,büyütürken evlatlarını,yaşlılığın her faniye konacağını bilmiyorlardı..
Bilselerdi bırakmazlardı dedim,annelerinin kokularını ve babalarının güçlü kollarını..
(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,
Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)
Daracık barın,sokağa atılmış taburelerine sığdırırken bedenimi,söylenmemiş şarkı takıldı dilime;
sevdadandır, sevdadandır sevdadandır dedi annem, aldırma aldırma, gel yanıma…
tüm bunları düşünmeme sebep,
varlığının sebebiydi,hayatımın tam ortasına düşüveren..
sen bana tüm bu düşleri veren..
aşkı paylaşmak için fazlaydı iki kişi,
ama hayat ancak seninle paylaşılırdı,
anladım..
ve diledim..
sustum ve seni dinledim.
|