"...ey iki adımlık yerküre, senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!"

14/5/2008 - leblebitozları.

Kategori: Turuncu

 

 

 

(tutukluk da,terbiyeli evlerde yetiştirilmiş küçük burjuva çocuklarının ortak özelliği değil mi?..

Selim ileri/Cehennem Kraliçesi)

 

 

 

Çarmıha gerilmiş İsa’nın ellerine bağlanan ip,Nuh’un gemisindeki yelken,Muhammed’in elindeki tesbih,Musa’nın elindeki asa,Ali’nin kılıcından damlayan kanım..

duyuyor mu diye bakma,Beethoven sadece çalıyor..seni,beni,bizi..

Dayanamıyor van gogh kesiyor kulağını,

Picasso parçalara ayırıyor içimdeki çıplaklığı..

Beni bir fahişe,

Seni mona lisa’nın gülüşü yapıyor

Da vinci..

 

Mevlana dönüyor aşığın peşinde,Nazım Pirayende’ye mektup yazıyor Münevverin ellerinde,

Cemal ‘y’sini kaybediyor bir iddianın uğ(u)runda,Ece Ayhan,umutlarını atıyor Nilgü’nün peşinde..

 

bugün gözlerin üçüncü dünya ülkesi,en verimli bölgeni istiyor müttefikler,kraliçe kirpiklerine ziyarete gelmiş,

dudakların,aklımın kurtarılmış bölgesi!...

 

iki parmağımın arasında sigara,seni içime çektikce yerleşiyorsun ciğerlerime..seni düşündükce duygularım şeytana peşkeş çekilmekte,hakim olamıyorum hücrelerime..

kadından anaya dönmek,her gece seni doğurmakla güzel..beslemek,büyütmek

ve sabaha senle ölü bulunmak…

 

koltuğun yanında duruyordu şarap,rengi kana çalan..ve kemiklerin ellerimin üstünde duran,

yüzüne bakarken,o kararlı ifaden..

ne zaman babam oldun sen?...

 

boynunda tüm ademoğullarına ait olan koku;nef(i)s..

havvada bilmiyordu,incir yaprağıyla kapalı günahları…

ve merak ediyordu kadın,

ya bir diğer havva olsaydı,

adem kimle sevişirdi?...

…..

 Ve merak ediyorum,

Yanındaki kadın seni besliyor mu annenin sütüyle,dokununca ona,benziyor mu yüzün bir erkeğe,okurken şaşıracak mısın kurallarımı yıktığıma,yıkıklarımın altında can çekişen ahlakıma yardım edecek misin,kendine ait bir din bulduğunda kutsal kitabını yayabilecek misin,korkak bir kadının kokusunu tanıyabilecek misin,

Bir tanı koyabilecek misin bir anıya?...

 

Ve merak ediyorum,

Kırmızıya boyadığım yara yerlerimi

Tanıyabilecek misin?...

 

 

yapamıyorum!...

 

bir vals düşün; elleri belimde bir adam,gözlerinde kaybolduğum sen..

bir vals düşün ki;üç kişilik..

yine de aykırı

tüm kanunlara

ruhun zinası…

 

 

sosyalist bir eylemsizlik içinde çıkarıyorum ceplerimden burjuva aşklarımı,

kaypak bir gülüşle süsleyip,bastırıyorum tişörtlere..

ve ben bir emeği

bir düzene satıyorum!..

 

 

çok konuşsam da,sessiz kalsam da

boğuluyorsun..biliyorum…

 

 

şimdi kaçıyorum,bir zaman susmaya,

beni sorarlarsa

sen’deyim,

sakın kimseye

söyleme…

 

 

hiç bir peygamberi sokmadım daha araya,benim ibadetim sadece Tanrıya..da..

o beni senin yarından mı yarattı,

diğer yarından mı?...

 

 

Düş'ler (4) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

14/5/2008 - O Mayıs Ben Olaydım.

Uçurumun kenarında topluyorum yıldızları

Ve asıyorlar umutlarımı

Dar ağacına..

 

Özgürlük diye bağırıyor bir çocuk,

Bir namluya sürülüyor kurşun,

Çekilirse o tetik

Kim ölecek,

Peki

Hangimiz

Kaldık?...

 

Uçurumun kenarında topluyorum yıldızları

Ve asıyorlar umutlarımı

Dar ağacına..

 

 

Kurudu sanıyorlar

Denizi…

Kocaman zaferler giyiyorlar üstlerine,

Görmüyorlar..

Deniz bir yeşil sevda olmuş,

Okyanusa akmakta..

 

 

Ah ben olaydım

Boğazındaki iki ilmik

Ben olaydım da

Kendimi boğaydım…

Düş'ler (1) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

12/5/2008 - büyükinsan.

seviş yolcu-

büyük sözler söyle

ve hemen ayrıl

uçurumlar birleştirir

yüksek tepeleri..

 

(cemal süreya..)



 

 

Bir kriz anı sonrası..gözlerimi açtığımda,ellerime batan kırıkları görüyorum..kaçıncı ayna bu kırdığım?..kalkıyorum,bir duş alıyorum,bornozu fırlatıp orta yere,saçlarımı sıkı sıkı toplayıp en temiz elbiselerimi giyiyorum..ufak bir çantaya bir kaç makyaj malzemesi,Gorki’nin Ana kitabını,diş fırçamı ve tüm paramı doldurup çıkıyorum..bembeyaz olmuş yüzüme bakıyor komşular,hızlı adımlarla sorularına cevap vermeden taksi durağına yöneliyorum..

 

-havaalanına gidebilir miyiz?..

 

Hala ne kadar kibar kalabildiğimi düşünüyorum,bunca yokluk,acı,sefalet içinde yine de küfür etmiyorum Istanbul trafiğine.Taksimde bir turistle tanışmıştım,sırtında çantası dünyayı geziyordu..Aç kaldığında çalışıyordu ve ancak karnını doyurmaya yetecek kadar parası oluyordu.yarım yamalak bir ingilizceyle sordum;

 

-mutlu musun?...

-ailem çok zengin,isteseydim en iyi okullara gidebilir,harika bir yaşam sürebilirdim.

Oysa şimdi ölsem,beni nereye gömerler onu bile bilmiyorum,ama bu hayatı ben seçtim

Bu yüzden çok mutluyum.sen?..

-bu hayatı ben seçmedim.

 

Aklıma gelen anlara bir son verdim ve radyonun sesini açmasını istedim,bir sigara yaktım ve yolu izledim.

Sigara bitmeden,gelmiştik Alana.üstümdeki tüm metal eşyaları çıkarıp geçtim güvenlikten

Ve bingo,piercingim öttü!..insanlara bunu anlatamamanın sıkıntısıyla yürüdüm gişelere..

 

-ilk uçağa bir bilet.

-ilk uçak,akşam

-farketmez,gidecek başka yerim yok,beklemek zorundayım.

 

Inanamıyorum,bilet elimde..yarın sabah gözlerimi açtığım şehir başka olacak,yanımda sevdiğim adam.şimdilik pekte önemi yok okulun,işin.ya dondururum ya tekrar girerim sınavlara.ama haber vermeliyim değil mi,akşam beni karşılamalı.

Telefonu elime alıyorum ve bilindik numarayı hızlıca giriyorum;

 

-akşam ordayım!..

-gelme..diyor.

Neden diye sormuyor.

 

-peki,diyorum

Neden diye sormuyorum.

 

 

Geldiğimden daha perişan bir şekilde çıkıyorum dışarı,dünya başımın üstünde,başım benim üstümde dönüyor.güvendiğim birini alıyorum,bilirsiniz insan güvendiği adamlara aşık olamaz,aşık olduklarına güvenemez.

 

-Atatürk havalimanındayım,gelebilir misin?..

-20 dakkaya kadar ordayım.

-o kadar dayanamayabilirim,çabuk ol.

 

Beraber eve dönüyoruz.tüm dağıttıklarımı topluyor,eşyalarımı yerleştiriyor,halıları temizliyor

Yüzümü yıkıyor ve bir şarap seçiyor vitrinden.yeni aldığı bir filmi izliyoruz,

O da neden diye sormuyor.gelir geçer hallerime alışık,genel geçerlerimin üstündeyse hiç durmuyor.

 

Uyandığımda,gitmiş olduğunu farkediyorum.

 

Beni bir uçağın kavuşturacağı diğer adamı ise hiç aramıyorum,hiç aramıyor.

Hattımı çıkarıp kırıyorum ve ezbere bildiğim numarayı aramamak için telefonun fişini koparıyorum.

Günlerce kitap okuyorum,film izliyorum,yazıyor ve içiyorum.tüm komunist yazarları,milliyetçi şairleri,osmanlı padişahlarını ezberliyorum..

 

 

Aylar sonra bir mektup geliyor..yeniz yazmış..ya yeni hatırlamış ya yeni unutmuş..

Mektup kargoyla geliyor çünkü.

 

;

….sana hiç soru sormadım şimdiye kadar,beni neden sevdiğini, ,neden sadece ben seviyorum diye saçlarını boyattığını,beni özlediğini,kıskandığını,

Kendine özgürlük payı bırakmadan beni özgürleştirdiğini,bunca özel insan arasında beni nasıl bu kadar öznel kılabildiğini.

Ve en son neden gelmek istediğini.hiç sormadım.

 

Içindeki kocaman bir kadın olduğuna inandığım korkak bir çocuksun,tüm dünya sadece senin omzundaymış gibi yaşıyorsun hayatı,ya çok havadasın ya yerin dibinde.yetişemiyorum hızına,kararlarına,fikirlerine.anarşist söylemlerinle dünyaya kafa tutarken,kendinden kaçıyorsun..

Kaçıyorsun,evet!..nerde bir zorluk görsen,gitmek istiyorsun,başka şehirlere,başka insanlara başka dillere.savaşmayı bilmiyorsun,çocuğum.ölecek sanıyorsun kendini,cephelerin hep terkedilmiş..kan dökülür,kuşatılır sınırların ama bilmelisin çocuğum,sağ kalmakta bir ihtimal.

 

Sana gel deseydim,gelecektin.oysa sen hiç bir zaman geçmişini silemezsin bu yüzden bir geleceğimiz olmayacaktı,nerde sıkışıp kalacaktık düşündün mü?...ailen,okulun,arkadaşların alıştığın tüm hayatı bırakıp gelirken,aklın kalacaktı ardında.

Seni tanıyorum,mutsuz olacaktın ve beni sorumlu tutacaktın,bana kızacaktın

Hep seni sevdiğimden diyecektin.

Ve beni bırakıp kaçacaktın bu sefer de.

 

Sen hayatındaki kimseyi amaç olarak göremezsin,ama bırak bahanen olsaydım bile

Savaşman için olsaydım,

Kaçman için değil..

 

Sana,’aşk olsun’demeyi,içinde sen olan aşklar dilemeyi çok isterdim,

Ama mümkün değil artık…

 

Yine de bilki,

Hiç bir ayrılık bana bu derece acı vermedi….

 

Mektup bitti,

Yüzümü buz ısırdı sanki.

Durdum ve düşündüm.haklıydı..ne cevap yazdım ne haber verdim.

Ne de nasıl olduğunu bilmek istedim..

 

O bileti hiç atmadım,

Hiç gitmedim o şehre.hiç unutmadım O’nu..

 

Beni tek tanıyan,tek öğrenen

Ve herşeyimi bildiği halde sevip,

Herşeyiyle karşıma dikilen tek adam olduğu için

O’nu hep sevdim..

 

 

…………………………………………………………………………………………….

 

 

 

 

Doğum günün kutlu olsun..

 

 

 

Düş'ler (2) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

11/5/2008 - nezamankoşsamaynıyerdendüşüyorum.

Kategori: Nothing

 

 

Sevişmeden sevebilenlerdenseniz,önyargılarınızı eşikte bırakıp başlayın okumaya.

 

 

Sıcak bir yaz gününde doğmuşum,11 ağustos.gidilmesi gereken yerlere hep geç kalan ben,hayata erken varmışım.-7 aylıkken-üstümde hak kalmasını sevmem,avans olarak aldığım yaşamı,ödeyeceğim.büyümeden yaşlanan ben,yaşamadan öleceğim.

 

Nüfus cüzdanım Ankara’da,çıkardığım ilk diş Siirt’te,oyuncak ayım Malatya’da,ölen balığım

Kırşehir’de,ilk aşkım Samsun’da ve çocukluğum İstanbul’da kaldı.bu yüzden nerelisin diye soranlara verdiğim cevap ya çok uzun surer ya çok kısa;

-Türkiyeliyim.

Soyadımsa bulgaristandan kalma,göçerken bir onu getirebilmiş,

Büyük büyük dedemler,büyüklükleriyle beraber.

 

Okumayı 5 yaşında öğrendim ve 16 yıl sonra öğrendiğim,yaşadıklarımızı yazdığımız değil,

Yazılanları yaşamaya çalıştığımız.başkası gibi olmaya çalışırken,başkalarınında bizim yerimize geçtiğini farketmiyoruz.önce kim benliğini yitirirse galip o,hadi başlasın yarış!..

 

Çalabildiğim tek enstürman,piyanoydu.ali babanın çiftliğini çalmakla başlayan müzik hayatım,

Beethoven’a ayıp ettiğim düşüncesiyle bitti.adam duymadan harikalar çıkartırken ben sapasağlam beş duyumla kedi kopek sesleri çıkarıyordum ali babanın çiftliğinden.

 

Ilkokulda kümelere ayrılırdık,öğretmenim hep beni kümenin başkanı seçerdi.düzenli yazılan defterlerim ve renkli kaplama kağıtlarım vardı.yıldızı atılmamış bir sayfam yoktu.öğretmen olursam kendime hep pekiyi verebilirim düşüncesiyle,öğretmen olmak istemiştim.büyüdükce

Öğrenmek kadar öğretme uzuvlarımında eksik olduğunu farkettim.

Sonra doğuştan sahip olduğum insanlık mahkemesine,katı eleştirilerimi ekledim ve hakim olmayı düşündüm.zamanla baktım ki,sevdiklerimi kayırıyorum hep,cumhurbaşkanı olmaya karar verdim.

 

Ilk sigaramı 12 yaşında içtim,içime çekmediğim için dışımdan boğuldum,13 yaşında tkpli abilerle dershanenin tepesinden mhplilere yumurta atıyordum.tam da 13 yaşımda başladım yazmaya.türkçe öğretmenim muzaffer izgüye okutmuştu öykülerimi.sen çocuk halinle nasıl yazdın bunları demişti sayın izgü ve telefonunu vermişti.böyle kaç telefon yitirdim bilmiyorum ve kaç öyküyü yırttım attım.

Pişman değilim,hepsini düşünerek yaptım.

 

Lisede,okulun onur kurulu,öğrenci kurulu,edebiyat kurulu başkanlığını verdiler bana.seçtiler demiyorum..tepeden inme verdiler.çünkü hiç bir sorumluluğu kucağımdan atabilecek kadar özgür değildim.bunun rahatlığı içinde her kompozisyon yarışmasına 2 sayfa yazı ısmarladılar,yazmaktan bıktığım bir zamanda yazılanları okumaya başladım.

Böyle bir zamandı,aşık oldum.10 kasım..yer bir oditoryum,sahnede meşaleler yanıyordu

Ve o ‘ben mustafa kemalim’dedikce,ben latifeden fikriyeye,fikriyeden özgene dönüşüyordum.

4 sene..hiç bıkmadan,usanmadan,bir kere bile off demeden,kafamı kaldırıp başka erkek yüzlerine bakmadan sevdim,bekledim.

Beraber olmasak bile,beraber kurduğumuz hayallerimiz vardı,doğunun ücra köşelerinde görev alacaktık,bizden olmayanları büyütecektik,adil adamlar olacaktık.

Şimdi,umutlarımı ne zaman yitirecek olsam başucumdaki fotoğrafa bakıp,inançlarımı tazeliyorum.

Hayallerimiz aynı kaldığı sürece,yollarımız kesişecek biliyorum.

 

 

Üniversiteye başladım sonra.kendi ilişkilerimi çözemiyorken,ulusları barıştırmayı kendime görev bildim.beklentilerimin tam karşılandığı bir eğitim alamasam da artık,siyaseti homo erectustan itibaren anlatabiliyorum.üç kulübün başkanlığını yapıyorum ve çoğu zaman yan gelip yatanlar,yaptıklarımı sahipleniyor.artık insanlara kızmıyorum,eni sonu bazıları siyasi olmayan hayvan kategorisindeler.

 

Iki sene çocuk esirgemede ve huzur evinde çalıştım.dünyayı sadece benim etrafımda dönüyor sanırken,başka yaşamlar bildim,bildim ve şükrettim.çocuk esirgemeden bir kardeş edindim,beş yaşında içerde uyuyor şimdi,sabah gezmeye gideceğiz.

Lösev,açev,izev gönüllüsüyüm.

 

Hayatın adil olduğuna inanmamakla beraber,terazinin asalak tarafında olduğumun farkındayım.

 

Iyi bir dost,sevgili,evlat olmamakla beraber iyi bir insanımdır hatta salak sayılırım.ama saf taraflarımı cin görünüşlü yanlarıma sakladığım genelde kül yutmaz şeklinde bilinirim.

 

 

Bir sürü sevgilim oldu.kimisi benden hala nefret ediyor,kimisiyle hala görüşüyorum.

Ama hepsini aldattım,hiç birini sevmedim, hiç aşık olduğum bir adamla uyumadım.

Bu yüzden sevilen erkeğin teri nasıl kokar bilmem..

 

Ama aşık oldum.hiç bir sokakta karşılaşma şansımın olmadığı erkeklere vuruldum bazen tası tarağı toplayıp,şehirlerine yerleşmek istedim.

Mesafelerin otobüslere aşılmadığını anladığım zamanlarda ise,

Kalbim mantık salgılamaya başladı.

 

Aklımı başıma almayı unutmuşum,yine aşık oldum..yine başka bir şehire..

Onunla kavga ettim,konuştum,dertleştim,kovdum..

Yine kandım.

Hiç bişey,bir kahramanı hayali yapmaktan öteye götüremedi.

Ama artık söz ki,arada aşkın olduğu iki tekil şahıstan biri asla ben olmayacağım.

 

 

Votkayı limonla,şarabı gazozla içenlerden,gece ışık açık uyuyanlardan,dünyayı bir şişe viski sanıp dibine vuranlardan,şeytanı kendinizden uzak tutmaya çalışan,her zor anınızda tanrıya sığınanlardansanız,okuyunuz.

 

Pişmanım,

Hiç birini düşünerek yapmadım

Aniden oldu.

 

 

Hey çekilin,

Hayallerim kırıldı

Üstünüze düşmesin!...

 

Düş'ler (2) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

9/5/2008 - gribaşlıklıkız.

Kategori: Turuncu

saçların şeker mi kokuyor?

benim mi yanaklarım kırmızı,

yanaklarımda balık tutmaya gelir misin?...

 

 

dişlerimin arasındaki

ıslık mısın

asla çalıp

özgürleştirmeyeceğim?...

 

 

sus,

sakın ses çıkarma

bu kadar aşk

fazla

bir masala..

Düş'ler (5) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

9/5/2008 - sanayadasona-sadece bir mektup.

Kategori: Turuncu

 

bilirsin,ben sadece şarkıların yanında ağlarım;

 

bir çocuktum sevmiştim
avuçlarımda aynalar
gayret et güzelim elini uzat
ha gayret güzelim gayret
biter elbet bu yağmur sabret

 

 

 

 

Sevişmenin ayıp olduğu sokaklarda savaşıyor,insanlar!...kutsal kitaplar yasaklarken bir erkeğin bir kadına dokunmasını,sizden olmayanı vurun diyor,

Vurun,barış için…!

 

Sana bu sokakların birinden yazıyorum,kimse öldüğümü görmüyor..-

 

Çatık kaşlarıma sakladığım korkulu yanlarımla sana bakarken,kıyamamıştın bükülen dudaklarıma..doğum lekesiydi bu başımın ağrısı,annem ne zaman kaybetse haykırışlarımdan bulurdu izimi..

ve bıraktığın iz,ağrılarımı geçirecek tek pan zehirdi,

sildin tenimden..

 

okuldan kaçmayı büyümek sandığımız vakitlerdi,ilk nefesini çekmiştim sigaranın..

elimi tutan sevgiliden kaçıp yaz akşamlarına sığınıyordum,şarkılar kadar çabuk bitmiyordu aşklar,

kesmiştim damarımı..

 

yaşayamayacak kadar cesaretsiz,ölemeyecek kadar korkaktım..-

 

bir kadına dönüşemedi

çocuk yerlerim,

ben hiç

büyüyemedim!..

 

şimdi al ve gözlerimi kapatmadan uyut beni!..

 

bak tanrılar sevişiyor,kullara açık mekanlarda ve unutuyorlar bir sureyi iki kere yazmayı..

şeytanın üstünden atlayacağım hıdrellezde ve incir yaprağı örtmeyeceğim habilin kabili öldürdüğü güne..

 

bak gri başlığıma kaçıyor kurdun yalanları,uzamıyor burnum,sakat değil ayaklarım

kimsenin bana elma verdiği yok,gece 12 den sonra balkabağı oluyor camdan ayakkabılarım,

Oz kalbimi tenekeden ,yapmış,atmıyor nabzım ‘sen’deyince..

 

Tanrılar sevişiyor ve çocuklar akıyor kucaklarımıza..

Şimdi al ve gözlerimi kapatmadan uyut beni,

Yaradanın  vasiyeti..

 

bir şarap açıyorum ve kokluyorum boynunun en bilinmedik yerlerini,fonda çalarken düş sokağı sakinleri, ayaklarını içeri çekip içime yerleşiyorsun..

geceden sabaha,tekrar tekrar doğuyorsun…

bir sancıdan bir sanrıya dönüşüyorsun,

bir aşktan bir diğer aşka..

 

 

 

sana gelirken kardı,kıştı,yollar kapalıydı ve yordam bilmiyordum.bu yüzden her düştüğümde biraz daha yenildim..

seni hala seven yerlerim var,biliyorum

ama aşk

kana çabuk karışıyor

 

rahatlayabilirsin,

ilk defa bir adamla ölmek değil,

yaşamak istiyorum..

 

ve,

 

sen bir diğer tura atlamak isterken

ben başka bir alına yazılıyorum…

 

 

*ben hep aynı havayı bile paylaşamadığım adamları sevdim..*

 

Düş'ler (4) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

7/5/2008 - anla(ta)madıklarım

Kategori: Turuncu

07.05.2008…/istanbulun aşk mevsimi../

 

Herşeye karşı,herkesten fazla ihtiyacım var sana.’’

Bugün bunu kabulleniyorum ve affetmenin bayağılı siniyor üstüme.aşk,nihai bir savaş ve can çekişiyor öldürdüğüm adamlar..

Bir tek sen,durmuşsun meydanda karşı geliyorsun ordularıma,istesem yapabilirim,biliyorum..

Istesem intahar mektubuna sebebiyet verebilirim..

 

Çok koştum bugün,perçemlerim alnıma düştü,yanaklarım şarap yerine kızarıverdi..

Hatırlıyor musun o günü?..bir babanın çocuğuna baktığı şefkatle eğilmiştim yüzüme ve üşüyen yanaklarıma saklamıştın benliğini..dudak izlerin alnıma kazınmış,çıkaramıyorum!

Bir yazgımız ve bir yazımız yok oysa,

Bize tüm mevsimler kış…

 

Içine getirdiğim baharlar bile bir şehri bir diğer şehire çevirmeye yetmedi.oysa istanbulu görmelisin,dallarda çiçekler,yollara vuruyor gölgeler,deniz yosun tutuyor ve yosma sevişiyor taksimin arka sokaklarında..

 

Gebe kaldığım anları hatırlıyor musun,aldırmam için ne çok ısrar etmiştin ve ben inatla doğurmuştum içimdeki parçamı..gidişinle beraber piç diye damgalanan aşkıma başka bir baba buldum!..merak etme,hiç anlatmayacağım ona gerçeği…

 

Varoluşunu tamamlayamayan bir adam,nasıl sahip çıkar bir başka varoluşa?..

 

Peki,soru sormayacağım.

.anlatacağım,anlatmam gerek..beni senden başka kimsenin anlamayacağı kadar uzağım kendime…o kadar sık içmiyorum artık,bunu bilerek dinle beni..

 

Tanıştığımız gün,doğum günüme denk gelmişti ve Tanrı bana bir hediye göndermişti.ürkek ve korkuluydum..sana günah yerlerini hatırlatıp kaçarken,kendimi beyaza boyamıştım..

Masumluğum bir göz yanılgısıydı sadece,

Sihri ben yapmadım..

 

Oysa inandın bana,sevdin ve korudun.sakındın sakıncalı hallerinden..kıyamadın canımı yakmaya..çözümü bir aşka hiç başlamamakla buldun..benim seni terkettiğim zamanlarda,sen çoktan gitmiş oluyordun..’’

 

Sana aşık olduğum vakitler başka bir erkekle uyuyordum..gözümü her açtığımda sen değilsin yanımdaki diye,kusuyordum sevmediğim tüm adamların üstüne..kendimi senle kandırıyordum..

 

Kanıyordum,ankaya benzemeyen kuşlara..

 

Yaramı,yarayı tanıyanlar anlardı ve bu yüzden içindeki kadınları seviyordum..

Seni her kovduğumda,kapılardan birini açık bırakıyordum..geceleri sızıyordun en kadın yerlerime..

 

Kaç defa oldu bu?..

 

 

Tanrıya yalvarırken,ellerimdeki tüm çizgileri kaldırması için,bir yüz bildim,dokundum ve kokladım!..sen değildin!..

 

Anlamıştım..bu sefer ki gidiş,dönmek için değildi.ellerini sürdüğün havluları,üstüne giydiğin bir kaç öpüşü ve hiç paylaşamadığım zamanları alıp gidiyordum,

Bıraktığım hayalkırıklıklarını da toplamıştım,başka bir kadının yüreğine batmasın diye!..

 

Ve usulca boynuna bırakıp kokumu,çekilmiştim kanından,karnından ve kasıklarından…

 

Başka bir adama varalı öyle çok oldu ki-ardımda kaldığını şimdi anımsıyorum.

Anlatmam lazım..

Canım feci halde yanıyor..yanık yerlerime anamın dudakları bile merhem olmuyor..

Taksimi baştan başa geziyorum,genelev sokaklarını,barları,sarhoş mahalle çocuklarını..

Aynı şehirde olmadığımızı vuruyor yüzüme,travestiler,sığamadıkları bedenlere benzetiyorlar giyemediğim aşkı..

 

Günlerdir uyuyorum,uyuyarak büyümüyor insan,yazamıyorum,yazıldıkca bitiyor yaşanacaklar..

Ama sen bile bir değil bir kaç kadına aşıktın..ve alışık değildim işte devamlı savaş halinde olmaya..

 

Canım yanıyor..sevdiğin saçlarımı saklıyorum kırmızı başlığın altına,kurda yem olmaya gidiyorum bir ormanlık alanda..

Canım yanıyor..şarkılara sığınıyorum..onları öpüyorum,sevişiyorum..unuturum diye kendime hikayeler çiziyorum,yazıyorum,oynuyorum

Bozuyorum!..

 

Hep mızmızlarım bilirsin,ağzıma biberi sürme vakti çoktan geldi..’’

 

Sözdü bak sözdü,

Tutamadım aklımda

Ladesler bozuldu yine...

 

…’aşk..’

 

ulaşamıyorken O’na..ulaşabilecek herkes için bir daha aranması gereken kişi oluyorum..

aşk,ölüm hattında bile çekiyor çünkü..!

 

 

anlatamadığım için anladığını biliyorum..*

Düş'ler (2) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

4/5/2008 - çoğulhayaller.

Kategori: Turuncu

 

Bir taksim gecesi..bildiğim en iyi yüz yanımda ve yüzlercesi dağılmış sokaklara..

Kapı önüne atılmış iskemleye sığdırıyorum bedenimi,kulağım söylenmeyen şarkıların diline takılı;

 

Ben kuşlardan da küçüktüm bir gece vaktiydi,

Aşk tuttu elimden benim,

Geçtim düşler sokağından bir gece vaktiydi

Ceplerimde hacıyatmazlar..

 

Yanaklarımda balık tutmaya gelmeyen,şeker kokulu çocuğa  söylediğim bir melodi bu..

Hani notalarını yırtık cebime sakladığım..ıslak ıslıklarla gökyüzüne uçurduğum kanatlarıma benzer geçişler.

beni milat yapan o geceyi anımsıyorsum belli belir/siz..

mektup kokulu kelimelerle beklediğim kimsesiz,

Ve en sevdiğim zarftır

Içinde sen ve benin ayrı olmadığı bir biz..’’

 

Sınırları kalın çizgilerle çizilmiş,ayakları olmayan ülkeler gibiyim,sevmediğim bir coğrafyada

Hayat veriyorum,insanlara..

Faşist söylemlerle bölmeye çalışıyorlar tüm olan gen(ç)lerimi,asıyorlar yüzüme küfürlü afişleri ve yüreğim ortada kalmış bir halkın dağılmış kardeşliği..

 

(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,

Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)

 

Fransız sokağına giden yokuşun başından,yuvarlıyorum düşlerimi,kalan sağlar bizimdir’’in    iç burkan umuduyla,kendime yol alıyorum.. Içimde nefes alacak kadar yer bırakmadığını gördükce,soluğundan çalıyorum..

Özüme inen yazarları çıkarıyorum zihnimden..beni doğurmamalı bukowski fahişelerinde,

Nazım pirayeyi öldürmeli saçlarımın kızıllığında,kızıl nehirleri yakmalı grange,kantın ahlakını saklamalı aklım,machiavellinin prensine inat,küçük prens büyümeli diyorum bu gece,Madonna çıkarmalı kürkünü ve örtmeli raif efendinin üşüyen sesine,kaçıyor hayat ölmeli sonunda rendekar,yokluğum düşünemediğimden belli yaşasın katilim decart!..

 

Ortak paranteze alınacak öylesine çok tekrarım var ki geçtiğim yolları eskitiyorum..tekrar tekrar..soğuk bir iklimde dünyaya gelmek isterdim oysa ben,karlara adımı yazmak damarımdan akan kanla..dilim yara bere içinde hala..küfür etmek adetten diyorum hükümete..

Bak kırıyorlar gene kaldırımları,bize üstüne basacak yol çizgileri bile kalmadı..

 

 

Kafamı kaldırıp vitrine baktığımda bana beyaz beyaz gülen bir elbise içinde farkettim

Pippa bacca’yı..insanların günahlarını siyaha sakladığı, dillerinde

Tanrıdan korkan tövbe sureleri gezdirdiği bir ülkeydi burası..’ak’olmak ağır geldi bize ırk diye ayırırken insanları,erkek ırkı önden koşuyordu kadın bedenlerine..

Namusu temizlemek iki kurşuna bakıyordu pippa’m buralarda..içlerindeki içi aç hayvanlarla savaşanlara getirmek barışı..ah sevdalım..ah..

 

 

 

(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,

Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)

 

 

 

Yağmur yağıyordu şehre ve unutmuştum başımı örtmeyi..ıslandı fikirlerim ve güneşe asmakla rengi açılmış düşlerim..boyalarım aktı,renler birbirine girdi..’’ah’’dedi ressam ‘’bu ne rüküşlük’’..

 

Yüzümün nü hali dedim,edepsizce indirdim gözlerimin iç giysilerini ve utançlarından bakamadılar içimdeki çirkinliğe..

Giydiklerimiz kapatamıyordu günahlarımızı,bir beden büyük sevaplar gerekiyordu

Adını cehennem diye bildiğimiz vücutlardan kurtulmaya..

 

Bir otobüs kalabalığında,boğuşurken yalnızlığımla,çoktandır karşılaşmadığım çocukluğum buldu beni..

-ne kadar uzağa bırakmıştım seni,nasıl buldun beni?..

-giderken oyuncak bebeklerini düşürmüşsün..

 

Büyümeyenler ölmüyorlardı ve cüceler uzamıyordu işte güliverin hikayelerinde..

Bir prens gelecek diye uzattığım saçlarımı kesiyordum,kurdun kırmızı başlığı çaldı gecelerde..

Zehirli elmayı yemek cennetten kovulmaktı ah pamuğum ve ben kedinin içindeki çizmeye benziyordum,dedeler torunlarını korkutmak için beni anlatıyorlardı,tarih bizi yazıyordu,bizi çiziyorlardı çocuklar resim defterlerine,kağıda kağıt diyemediğim zamanlardı,babam beni okudu bir masal kitabında..yaşım 5 e geliyordu,oku’emri geldiğinde ve okuyabildiğime ettiğim ilk küfür yaşım 7 ikendi.bir kurşun yemişti öğretmenim,memleketimin bahar gelen dağlarında..

Kana bulanmış güllere fısıldadım;

O kurşun hayallerimi öldürdü..’’

 

 

(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,

Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)

 

 

 

..ilk ayrılık mektubum 12 sene önceydi.. tayini çıkıyordu babamın ve görev beklemiyordu..cumhurbaşkanı benim memurum işini bilir derken,biz ordan oraya sürükleniyorduk helal ekmeğin peşinde..

Ve ne kadar toplasam da tüm eşyalarımı,evimin duvarları kalıyordu işte..

Bahçesine gömdüğüm balığım,koparmaya kıyamadığım çiçeklerim,saçımı çeken mızıkçı arkadaşlarım,oyunlarım,oyuncaklarım,çikolatasını bitirdiğim komşu teyzelerim,paramın yetmediği bakkaldaki şekerlerim,susam sokağındaki kurabiye canavarım,istiklal marşıyla açılan okullarım,anlarım kalıyordu geriye

Ve hepsi bir anıya dönüşüyordu..

Babam beni cezaevlerine götürüyordu..suç işlemenin zorunluluk olduğunu öğrenmediğim zamanlardı,tüm amcalar bize gelsin istiyordum..

Onlarla birlike izlemiştim ‘uçurtmayı vurmasınlar’ı..ve bir barış aramıştı gözlerim avlusu olmayan hücrelerde..sevmişlerdi beni özgürlüğü sever gibi,kucaklamışlardı gökyüzünde süzülür gibi…

Ve öğrenmiştim!..kendime tel örgüler arasından baktığımda asıl hapisin

Düşlerin bittiği yerde başladığını..

 

Oysa onlar iyilerdi..

Adam öldürmüşlerdi,

Para çalmışlardı,

Biri çok düşünmüştü

Biri hiç akıl edememişti..

 

Hayat adil değildi ve aslında onlar iyilerdi..

 

 

 

 

 

(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,

Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)

 

 

 

Ortaköyden arnavutköye yürürken geldi hatrıma,unutmak istediklerim..

Adını anımsayamadığım küçük bir kız çocuğuna çarpmıştık,elimizde bira şişeleri yürürken yine bir arka sokakta..yılbaşından bir gün önceydi ve planlarımız vardı..

Ve küçücük bir kız bize çarptı..

Onun yaşında saçlarım iki yandan örgülüydü,annemin elinden tutup,istediğim tüm oyuncakları alabiliyordum..ve kız benim yaşımda elindeki selpakları satmaya uğraşıyordu,annesi hastaydı ve iki kardeşi vardı..hayatında hiç süt içmemişti..

Elimdeki bira düştü,yaşlarımız biraya karıştı,akıp gittiler..

Yılbaşı bize hiç uğramadı ertesi gün..

Küçücük bir kız bize nankör yanlarımızı çarptı o gün…’’

 

Ve sonra eksik ön iki dişleriyle bana gülümseyen kardeşim geldi aklıma..

Daha o gün,daha bana ilk güldüğünde biliyordum evimize geleceğini..

Babası geni bozuk bir sapık,annesi aklı bozuk bir hastaydı ve çocuk yaşında kocaman sorumlulukları vardı..

Hayata 10-0 yenik başlayan çocukları gördüğümde,attığım tüm gollerin kendi kaleme girdiğini anladım..

Yürümek imkansızdır o delici bakışlar içinde,’’beni kurtar’’sesleri içinde sarılmak onlara ve kurtaramayacağınızı bildiğiniz her çocuk için kendinize artan nefretiniz..

Bu dünyayı biz bu hale getirdik..’’biz doğurduk bu çocukları,ucu açık uçkur vakitlerimizde,biz bıraktık onları bu kimsesizliğe,biz esirgemedik onları kötü ellerden

Ve şimdi kimse şikayet etmesin geceleri ortaya çıkan sokağın çocuklarından..

Onlar ışıktan korkarlar..

 

Ve aynı bahçe içinde denk geldim,eli yüzü nurlu teyzelere..hasta halleriyle bir yudumluk sohbete açlardı ve elleri öpülmüyordu nice bayramdır..az kalmış ömürlerine umut bağlamışlardı kurtulmak için bu yalnızlıktan..kimsenin huzur bulduğu yoktu bu evlerde..

Büyüttükleri evlatları,büyütürken evlatlarını,yaşlılığın her faniye konacağını bilmiyorlardı..

Bilselerdi bırakmazlardı dedim,annelerinin kokularını ve babalarının güçlü kollarını..

 

(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,

Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)

 

 

Daracık barın,sokağa atılmış taburelerine sığdırırken bedenimi,söylenmemiş şarkı takıldı dilime;

 

sevdadandır, sevdadandır
sevdadandır dedi annem, aldırma
aldırma, gel yanıma…

 

tüm bunları düşünmeme sebep,

varlığının sebebiydi,hayatımın tam ortasına düşüveren..

sen bana tüm bu düşleri veren..

 

aşkı paylaşmak için fazlaydı iki kişi,

ama hayat ancak seninle paylaşılırdı,

anladım..

ve diledim..

 

sustum ve seni dinledim.

 

 

 

Düş'ler (9) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

2/5/2008 - aşkın alfabesi.

Kategori: Turuncu

 

 

Sesini duymadan,yüzünü görmeden,dilini bilmeden,dinine inanmadan sevdiğim adamlar oldu..bildiler birbirlerini,kimisi anlaştı,kimisi kaçtı,kimisi yaralandı,kimisi eylemlerine devam etti..ama alıştılar beraber yaşamaya..

 

Şimdi sen geldin!...

 

Ölüyor o adamlar içimde ve gömülüyorlar en sevdikleri yerlerime!..

Günahlarını bağışlamalı ve bir dua okumalı bunca zamanın hatrına…

 

Şimdi sen geldin!...

 

 

Ne önemi var bunca zaman nerde,kimde,nasıl ve neden olduğunun?..geldin ve kuruldun saltanatıma..bana ne teokrasinden,monarşiden,oligarşiden!..azınlıklardan ve büyük adamlardan bana ne!...seni sevmenin bir vatanı yok,askerleri,güçleri..seni sevmenin bir yönetimi ve yöntemi yok!.. takrir-i sükun bu,evet..sana karşı çıkan hücrelerim asılıyor

taksim meydanına’’..

ya beynimde uyar tüm bu değişimlere yada bağışlarım onu bir deliye!..

 

aklımın başımda olmasının ne önemi var,başımın üstünde sen varken!..

var diyorum bak..yeni doğmuş bir bebek gibi,büyümesini beklemeden basıyorum bağrıma..

seni sevmemek,

kaybedilmiş zamanladır!...

 

-o kadar uzun bir ömrüm yok…

 

 

Şimdi sen geldin!..

 

ben kendime ait anlamlar çıkarıyorum kenar çizgilerinden,çizgilere basmadan yürüdüğümüz yollardan,hayatın kenarında kalmamak için verdiğimiz mücadelen,’işe yarıyor’olma isteklerimizden,sırtımıza inen sopalar inat hala savunduğumuz fikirlerden,her bir düşünce için eksilen beyin hücrelerimizden,altını çizdiğimiz kitaplardan ve yazarlardan bizi ‘’biz’’yapan..