..''senden çocuk düşürmek istiyorum''.

24/4/2009 - Lili'ye Mektuplar-3


..Olur da olamazsam diye buralarda../erken kutladım.



Yanağındaki küçük çukura saklanmak istiyorum. Uyumak, yüzyıllarca uyumak. İlla isim konulacaksa ben masal değil hayat demekten yanayım. Bu yolları yan yana yürümekten.

Erguvanlar açmaya başladı, mavi mi pembe mi ayırt edemiyorum renkleri, kokuna bir isim bulmaya çalışmaktan da vazgeçtim. Ten kokun, dokun, dokunmak sana.

Bir masada kahvemizi yudumlayıp, heyecanla dedikodu yapacağız, sana kaçırmadan anlatmam gereken aylar biriktirdim, kolay mı Lili’m?  J

 

Biraz sessizlik olacak sonra.. Ben çay kaşığımla oynayacağım, sen hüzünlü gözlerini uzaklara salacaksın. Ağır, aksak kelimelerle soracağım, cümlelerim topallayacak; ‘’Nasılsın’’.

Nasılsın derken bile iyi olmana dualar ediyor olacağım ve kimseye göstermediğin yaralarından. Hayır! Hiçbir sözümüz umutsuzluk taşımayacak, inanacağız, inandıracağız, yaşadığımız cehennemin cennete dönüşeceğine. Katil olmadığımızı, diktatör bir komutan olmadığımızı bilerek içimizdeki tüm ırkları birleştirerek, Kenya’da Tanrı’nın unuttuğu bir çocuğa gülümseyerek,  insanların koşarak geçerken fark etmediği selpakçı amcanın gülüşüne karşılık vererek ve bırakarak bu dünyanın tüm kandırmacılarını kendimize insanca bir yol çizeceğiz! Gelmek isteyen ardımıza düşecek, istemeyenlere bu oyunda hep ‘’armut’’ diyeceğiz, kalsınlar saklandıkları yerlerde!

 

 

Nasıl bir aşk bu diye sormuşsun? Herhangi bir adama, herhangi bir yerde duyamayacağım türden bu yüzden sana sakladım yanağımdaki küçük çukuru. Yorulduğunda ben de uyu.. Gözlerinin içine her baktığımda güçlenen kendimi özlüyorum ve en çok gözlerini. Çünkü artık sancıyor her bir yanım, omuzlarım ağrıyor, unutmak istediğim her şey zamanla karşıma çıkıyor. Kaçmak çözüm olsaydı en çok saçlarına saklanmak isterdim ama beraber savaşmanın güzelliğini duyumsayabiliyorum.

 

Gel !

 

Orda mutlu olduğunu biliyorum ama inan bencilce değil bu isteğim. Bir gün hiç gelmemeye karar vererek gidersen, bavulumu hazırladım, geçmişi koymadım içine, adı ‘’geçmiş’’olacak gelecekleri beraber yaşayalım diye!

 

Gitme!

 

Seni şah damarıma sakladım, adım atarsan yırtılır derim, kanar dizlerim. Ölürüm. Bir daha ayrılığı kaldıramam, yüküm ağır. !

 

Susma !

 

Kelimelerin, senin ayak izlerin. Nereye gittiğini bulamazsa ölür benim ellerim!

Susma, kalemim kendini tüketmesin!

 

 

Seni seviyorum!

-Hayır,ben daha çok

-Hayır,ben !

-En çok ben!

 

Duy bak,içimdeki benler senin için kavga etmekteler.

Doğum günün kutlu olsun güzel kadınım!

 

Phaloe’n.

 

 

 

 

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/3/2009 - Lili'ye Mektuplar-2

Lili’m, güzel kadınım,

 

Sesimin çıkmadığını, kaybolduğumu bana ulaşamadığımı söylemiş hatta sitem etmişsin.

Sana anlatmadığım, senle konuşmadığım zamanlarım yok ki. Birikiyorum Lili’m, geldiğinde sana anlatmak için kendime birikiyorum.

 

İnsanlardan bahsetmek istiyordum sana oysa gördüğümden gerisini hiç anlamadığımı fark ettim. Gördüklerim, senin de bildiklerin. Ya bilmediklerimiz? Ondan mı böyle kanatıyorlar bizi, dizlerim tutmuyor, şarkıları yarama bastıkça korkuyorum geçse bile izi kalacak yaraların.

Yine kırıldım desem, tuhaf gelmez biliyorum. İnsan kalma savaşının içinde sağlam birkaç organımız olsa yeter bize.

 

Çok ağladım.. Bağıra çağıra..yanımda olmanı istemedim ama o vakit.. sen de ağlardın.. seni ağlarken görmek istemiyor değilim Lili’m, o zaman da dünyanın en güzel kadını olmaya devam edersin, biliyorum. Ben seni ağlatmak istemiyorum. Yaralarını seveyim, yaralarınla sevişeyim, iyileşecekse ben iyileştireyim, geçmeyecekse acını ben de yaşayayım istiyorum.

 

Mektubunu alalı çok oldu Lili’m. Kelimelerinden geçerken bir huzur kapladı içimi, içim kelimelerine karıştı o vakit, elinde tuttuğun kalem olmak istedim. Ne kadar naif bir kadın olduğunu düşündüm. Tülden, şeffaf, baktı mı içi görülen kadın. İnsanoğlu seni anlamaktan ne kadar uzak.

 

 

Radyoda bir şarkı çalıyor şimdi, ne tuhaf vazgeçemedim radyo dinleme alışkanlığımdan.

İkimize tutmuştum bu şarkıyı. Yalnızlığı anla diyor Kazım Koyuncu. Bize sesleniyor çok uzak bir yerlerden. Biz yalnız kalan değil kadınım, yalnız olmayı seçen insanlardanız. Bunun için kalabalıkları tercih edişimiz, kendimize kaçamadığımızda, kendimizden kaçmak tüm isteğimiz.

 

 

Saçlarım uzamıyor Lili’m, yüzümde yaralar çıkmaya başladı. Kimseden intikam alamadığında kendine saldıran bedenim artık ben olmadan da kendine zarar vermeye başladı. Bunu önleyemiyorum. Ama alkolü bırakmak üzereyim, karaciğerimdeki sancıyı duyumsayabiliyorum artık. Ölmek fikrinden korkum yok sadece ölememekle ilgili kaygılarım.

 

 

Bir sevgili istemiyorum. Onunla paylaşacak bir yalnızlığım bile yok. Paylaşırsam da Özdemir Asaf’a ayıp etmiş sayılırım değil mi? Hem senin de yazdığın gibi aşık olamadığım erkeklerin ardından ağlamaktan usandım. Ama sen daha çok ve daha çok yazmalısın. Hatta beraber yazmalıyız kadınım, nehire bakan bir evin balkonunda. Yanımıza çocuklarımızı alarak.

 

bir yol ayrımında sana çarptı benim yorgun bedenim. Seni buldu, sardı şimdi sen nereye gitsen, gölgenin ellerinden tutmuş bir çocukta seninle yürür.

Unutma!

 

Phaloe’n..

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/3/2009 - Lili'ye..

Sevgili Lili,

 

Uyku mahmurluğuyla dağılan saçlarına , rengi güneşi andıran gözlerine baktım ve bir sigara yaktım. Yanında olmalı, saçlarının arasına karışmalı, göz bebeğimde kendimi gördüğüm bir fotoğraf karesine saklanmalıydım seninle. Burası karışık Lilim, burada yaşamak ölümle rus ruleti oynamak gibi, burada insan kalabilmek çok sancılı. Başım dönüyor bazen hele bir de saplanınca migrenim, atıyorum elimdeki kağıdı yere, gelmişine geçmişine küfürler ediyorum,

Beni bir durak gibi görüp, ben de kalamayan tüm adamlarıma.

 

Sen ne güzel kadınsın Lili! Bunu gör diye sana ellerimle ayna yapmak istiyorum, kendini göreceğin her parçayı ellerimle işlemek, tenim kesildiğini görmek, seni kanayan bir kalp ve sana kanan bir akılla sevmek.. hastalık bir şey değil mi bu?  Damarlarıma kadar kıskanıyorum, eline değen bir el, kulağına söylenen bir şarkı, sana gülümseyen bir yüz aklıma geldiğinde. Ve gelemiyorum yanına. Yapılacak onca şey var bak sırtım kamburlaşmaya başladı, sahi beni çirkinken de sever misin Lili’m?

 

Burada hava çok soğuk, elimde bir fincan kahve, ışıkları söndürüp mumları yaktım, portakal kokuyor her yer. Bir bahçe bulalım, fidanlar dikelim, büyüdüklerinde adımızı yazarız.. türk filmi karesi gibi değil mi? Ama bu sefer adamlar yok Lili’m, bu hikaye bizim arabesk olsa, fantezi koksa hatta sapkınca sayılsa bile..

Kimsenin anlamasını beklemiyorum inan, anlatmak ağır geliyor zaten dilime. Sen dişlerimin arasından çaldığım ıslık gibisin, özgürlük türküleri söylüyoruz beraber. Şarkıların vatanı yok Lili’m, duyabiliyor musun beni, oraya yetişiyor mu sesim?

 

Ya sensizliğim? Bunu hissedebiliyor musun? Keşke martılarım olsa , beslediğim, konuştuğum onlara seni anlatsam.. ürkek bakışlarla süzüp, anlamasalar da öyle gözükseler. İnsanlar gibi Lili’m, tek fark ki ben artık insanları besleyemiyorum düşlerimle. Bana tuhaf tuhaf bakıyorlar ki bilirsin böyle bakılanın nasıl hissedeceğini. Seni bilene kadar bu dünyaya ait olmadığımı hissediyorum, şimdi kaldırımlarda bile kendime rastlıyorum. Çünkü farklı zamanlarda , ayrı ayrı olsa da aynı kaldırımdan yürüyen bir kadın var. Ben gibi, kendi gibi, tanrı gibi

Gözleri güneşe çalan, saçlarının içinde kaybolmak istenen kadın.

 

Seni çok özledim! Zamanla kavga ediyorum durmaksızın, sahi akmıyor mu kum saati hiç?

Saatleri kurma enstitüsü kurmak lazım şimdilerde, hepsini bozup, ileriye almak için. Sana kavuşmanın tek yolu bu. Seni kenyanın bir dağında, afrikanın aşiretinde, metropollerin en elit yerlerinde de aynı şekilde özlerim. Bunu değiştirmeye tanrı bile kıyamaz biliyorum,

Öyle güzel gözüküyor olmalıyız ki.

 

Sen seviyorum benim güzel kadınım,

Seninle bir ömür geçirebilmek için cinsiyetimden bile vazgeçebilirim.

 

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Aslında hep farkındaydım senin için bir havaalanı olduğumun. İstediğin saatte siktirip gider, istediğin gece/özellikle ben uykudayken/ağzına sıçmak için uykularımın/ inerdin bana sertçe, frensiz, ışıksız, ve gürültülü! Bir merdiven akardı, akardı tüm basamakları ergenliğimin giderken sen... Çoğunluk ağlardım! Dişlerim ağarırdı inan. Bir köpek havlardı, bir kedi miyavlar, bir keçi geviş getirirdi. Tüm şehir siktir olup giderdiniz, tüm binalar, tüm sokak lambaları ve şiirler... Rahman Yıldız.

Kategoriler

Arkadaşlarım

j0ker
valeroso
beyazgelinciik
yagmurtuana
Özcan Çeltik
ordabirokulvar
siirimsilerle
ussuahkam
huzunlerinprensesi
papis85
silencieux
S£RÇ£ serçe
surgundekimavi
sevgiliask
toprakbulutu
yagmurvebiz
mirayy
odeja
rapkamyonu
spongefugi
suskunlugumsiyahinmatemi
sr1603
turkiyedeyasamak
sevdiyar47
koddelisi