2/7/2009 - Şehri Güzel Kokan Adamlar Tanıdım
Saçmalarım bazen. Kaçarım kendimden başka bedenlere hapsederim yüzümü. Elim hep gözümdedir çünkü gözüme sürekli bir şeyler kaçar. Karnım çok ağrıyor, içinde uçan kelebekler öldü. Katil ben değilim, bu doğanın düzeni. Düzenimi düzen adamlar var. Ağlamak değil mesele, sarılabileceğim kucaklar istiyorum. Kaybolmak ve on iki yaşımı benden çalanlara şefkatle sarılmak. Küfür edebilirim şuan. Harika şarkılar çalarken hem de odanın içinde hem de harika bir kadın gözlerimin içine bakarken. Küfür edebilirim, inan ben seni ağlarken daha çok sevebilirim. Ah susmuyor çocuklar sokakta, sokaklar bu kadar kirliyken. Üstlerine bulaşacak bak, erkenden büyüyüverecekler. Geçer.. Her şey gibi geçer, büyümekte. İnsan dönerken kendine bir parçasını bırakır mı kaybolduğu insanda. Hadi hadi oturmaya mı geldik, hadi zengin kalkışı yapalım. Toplarım dağıttığım ne varsa. Oraya buraya atmışımdır her zamanki gibi. Ellerime hâkim olamıyorum, çarpacağım bir yerlere ve gelip öpeceğim seni omzundan. Yeni duvarlar örüyorum kendime. Yeni isimler veriyorum dostlarıma. Hiç bişey eskisi gibi kalmasın diye hepsini kendim eskitiyorum. Özledim. Özlerken bile sakarım, özlerken bile seni kırabiliyorum. Beceriksizim. Ne varsa elime yüzüme bulaştırıyorum, koynunda bir kere uyumak için gözlerimi feda edebilirim. İki saat sevişip, yirmi iki saat uyuyalım istiyorum. Sen saçımı çek, ben sakallarınla oynayayım. Çok mu hızlı koştuk? Sen yorulacağını çoktan biliyordun, bense kendimi tükettim. Şimdi burada durup seninle konuşmaya yollar bulmaya çalışmak, annemin rahmine geri dönme isteklerimi andırıyor. Denize kıyısı olan küçücük bir kentte rakını içiyorsun belki de ince bilekleri bir kadının elinden ve dağınık saçlarımla akşamları yemek yemeye çıkıyorum. Burası büyük kent, burası hep kirli, ayaklarım hep çıplak. Uykunun yirmibeşinci evresindeyim, gözümü her açtığımda senin yüzünle karşı karşıya geliyorum. Birisi karnımı bıçakla deşiyor ve tüm iç organlarımı orda bırakıyor gibi. Sanki sana yüzyıllardır aşığım. Sen beni seviyorsun, ben başka adamlarla öpüşüyorum. Sen beni seviyorsun, ben sana ölüyorum. Ama lanet olsun, bana hiçbir sevgi cümlesi uğur getirmedi. Kırıldı tüm aynalar, ardımda kaldı. İçsem içsem güzel olsa kafam, mucize olsa ben inansam meleklere, gelebilsem senin yanına. Sen ne kadar acı çekiyorsan ben o kadar yanıyorum. Rahmimden, kasıklarıma ve ordan karnıma doğru engelleyemediğim bir yanma var. Kadınlığımla seviyorum seni. Ama hep çocuk kalara. Seni seviyorum. Ne yazık ki bunun tek farkında olan benim. Vazgeçebileceğimi hatta vazgeçmemin daha iyi olacağını çünkü senle aramda kocaman bir mesafe olduğuna inananlar var. Halbuki ben yenebileceğimize inanmıştım. Çünkü altı yaşında gibi düşünürsem, aşkın hafif kanatları vardır ve o tüm duvarları aşırır. İşte bu kadar. Çünkü şuan gebermeye gidiyorum.Belki müsait bir zamanda müsait bir yerde zırhlarımızı çıkarıp sevişmeyi deneriz. Ama şimdi değil, şimdi değil.. özgenAydos İstanbul/01.07.2009
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/3/2009 - İnanmaya İhtiyacım Var
İnanmaya ihtiyacım var, bir din yahut tanrıya değil. Bu sefer bir insana inanmaya ihtiyacım var. Bir şeyler istemek için dua etmeyeceğim söz, istediklerim olmadığında isyan da etmeyeceğim. Gerçekliğini görmek için dokunmak bile istemeyeceğim. Sadece inanmak istiyorum, kendime bile inanmaktan vazgeçmişken.. Yolun sonuna geldiğime inanmıyorum, hayat dairesel bir şekil gibi ne kadar yol alırsan al başa dönüyorsun. Eninde sonunda ‘’yuvarlaklaşıyoruz’’ bu yüzden koşmaya gerek yok. Önüme kim geçmek istiyorsa geçsin ama adımlarımı kimse izlemesin. Gitmek istiyorum, giderken yerimi belli edecek sözler söylemek. Yalnız kalmak bir tercih ama bundan korkuyorum, korktuğum bir şeyi seçtim, korkularımla yaşamayı öğreniyorum. Afili cümleler kuramıyorum, karışamıyorum kalabalığın arasına, gözlerimde melankolik acılar kıvranıyor, karnımı acıtıyor, nereye gitsem biraz kan bırakıyorum, kaldığım odaların sesi yok, bana beni anlatamıyor! İnanmaya ihtiyacım var, büyük yeminlere yahut gerçekleşmeyecek sözlere değil. Bir insana inanmaya ihtiyacım var, kusurlarımı sevmesini istemeyeceğim. Dilimdeki pisliği sevmezse, susarım. Susulmasına ihtiyacım var. Birinin susmasına kanmaya ihtiyacım var. Beynimin içinde abuk sabuk konuşmalar dönüyor, onlarla konuşacak birine inanmak istiyorum. Dayanamıyorum daha fazla, başım patlayacak birazdan. Fikirlerim etrafa bulaşacak, korkuyorum bundan en çok çocuklar zarar görecek! Soğuk suyla yıkanıyorum nice zamandır, ayılamıyorum. Dünya şarabından fazla içmişim, günahlarımı amel defterine sığdıramıyorum. Tanrı beni affetmeyecek, bir kere tövbe etsem bin kere bozuyorum, bunu benden iyi biliyor! Bir insana ihtiyacım var. Nasıl seviştiği umurumda değil, savaşmasın yeter. Ölü insanlar görmeye dayanamıyorum a ve kimsenin bilmediği hikayeleri sır gibi tutamıyorum. Sır tutamıyorum, bana bir şey anlatmayın! Kimsenin bilmediği bir dil öğretsin, kimsenin bilmediği bir çizgide yürüyelim, düştüğümde tutmasın, tanrı rolü yapmasın! Oyunlar çocukken güzeldi bana oyun oynamasın. Hiç çocuk olmadığımı bilmesin ama. Çalınan çocukluğuma, dağınık kadınlığımı da saymasın. Beynimi bacak aramda saklamadığımı bilsin, bilsin bu yüzden ana olamayacağımı. Beni öyle sevsin. Korkmasın, bir şeyler istemeyeceğim ve gerçekleşmediğinde isteklerim ona inanmaktan vazgeçmeyeceğim. Cennetten geçip cehennemi yaşadım. Öteki kapı için gücüm yok. ‘’gitmek’’ istiyorum. Sahiden gitmek. Ayaklarım kalsa da, zihnimle yürümek. Yağmurlarda ıslanmayan o ‘’bazılarından’’ olmak istiyorum. Aşka karışan meşki, meşke karışan şehveti, şehvete karışan sevişmelerden tiksindim. Uzak durmak istiyorum kadınlığımdan. Kadınlığıma diş bileyenlerin üstüne kusmak istiyorum. Günah yapanlara hayranlıkla bakarken, onları kınayanların meleklerine sormak istiyorum; Siz şeytanla sevişmediniz mi sahi, hiç mi? Kusursuz olduğunu anlatmasın bana kimse, dinleyemiyorum bu yalanları. Yatakta kendini tanrı sanan adamların, kullarına orospu demesinden nefret ediyorum. Siktirin gidin hayatımdan! Boka batmadan nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum dibe vurmanın. Üstümü temizleyecek birine değil, susuşlarımı kaldırabilecek birine inanmak istiyorum. Bu sefer tanrı değil istediğim, tanrıyla arama soktuğum mesafe değil. Sadece birine inanmak istiyorum, tanrılığa soyunmamış, ama soyunmuş tüm giysilerinden. Çırılçıplak karşımda duran, kadın ve erkekten öte ‘’insan’’ olarak karşımda duran. Şimdi ve şuan ve sonsuza kadar inanmak istiyorum ama asla tapmak değil. Yine de biliyorum ki tüm bunlardan sonra, Yalnızlık ömür boyu.. özgenAydos
|
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/1/2009 - Tebrik Et Nazım!

Nazım! Tebrik et bizi seni vatandaşlığa kabul ettik.Çünkü seni kötü bir vakitte, ortalık belayken kan revayken,kardeş kardeşi öldürmeye devam ederken,bize verilen hakla Türk vatandaşlığından men etmiştik! Biz buraların ağasıydık Nazım, İnananların Tanrı diye adlandırdığı, inanmayanların yasa diye tabi ettikleri tüm kurumların iznini almıştık Sen bir ‘’vatan hainiydin’’.gitmeliydin,uzaklaşmalıydın hatta ölmeliydin. Hayret, öldürmedik seni. Oysa biz en güzel düşünen beyinleri öldürmeyi, aydınlıklara kurşunlar sıkmayı severdik. Şaşırdın mı? Şaşırma, seni toprağından sürgün etmekle, yaşayarak ölmene izin verdik. Dirhem dirhem, katre katre!.. Tebrik et bizi Nazım, seni vatandaşlığa geri aldık. Karar verdik,meğer sen vatan haini değilmişsin..Hatta sen insanmışsın Nazım, insanları seven.. Onların bin bir yüzünü,pisliğini, kirlettikleri bedenleri görerek sevenlerdenmişsin.Korktuk Nazım, öğretirsin diye ‘’büyük’’olmayı, adam olmayı, insan olmayı. Çürüşmüş kalplerimiz sevgiyi öğretir ve tekrar atmasını sağlarsın diye korktuk, Kolay mı Nazım biz asırlarca Yüreklerimize pranga vurduk! Nazım, seni vatanına getireceklermiş, artık kalmayan kemiklerine.Acıyorum Nazım onlara, pahalı kıyafetleri, kabarık göğüsleri, boyalı saçlarıyla bir halt olduklarını ve aslında hiçbir halta yaradıklarını bilmeyenlere.senin bir an bile vatanından uzak olmadığını bilmiyorlardı. Sen martıydın Nazım denizi izleyen, uzak bir yolcu gemisiydin ardından el sallanan, gülhanedeki tek ceviz ağacıydın, pirayenin şaçındaki kızıl, analarının rahmindeki döl, Çocukların mavi gözlü deviydin.Görmediler Nazım.Seni yıllarca beynimizde hücre olarak sakladık, kimi kelimelerini dilinin altına yerleştirdi, kimi şiirlerini kaleme.Belli etmeden çoğaldık Görmediler Nazım. Seni kendilerine –kendilerinin-verdiği yetkiyle vatan haini ilan ettiler.Sen kaybedendin,tutunamayandın, hep düşecek gibi olandın!Dizlerim üşüyor Nazım, bir şeyler söyle! Biliyorum, mezarını yapıp önünde dua edecekler, dünya kerhanesinin en büyük müşterileri, Tanrı’dan sana rahmet dileyecekler, geçmişten özür dilemek yerine! Belli mi olur mezarın türbeye dönüşür belki Üstüne bir iki not yazarlar; ‘’dünya şairi Nazım Hikmet Artık vatanında’’.. Bırak gülsünler Nazım..Bırak işe yaradıklarını düşünsünler.Değiştiğimizi düşünme Nazım Bizim için birileri hala vatan haini, türk düşmanı, potansiyel düşman, mezarı hazır maktül.. Bizim için birileri hala Ölmeyi hak ediyor. Uğur Mumcu’yu bilir misin Nazım, ya Metin Altıok ‘u , Ahmet Taner Kışlalı’yı duymuş muydun ya Hrant Dink ile tanışmış mıydın? Öldüler Nazım.Bir bir, köklerinden sökülen bir ağaç gibi heybetli ve sakince öldüler. Onların kanlarının sürüldüğü kaldırımları gazete parçaları örtemedi, yangın kovaları hiçbir yangını söndüremedi. Gölgelerimiz bizden daha insandı Nazım. Gölgelerimiz bizden daha büyüktü. Gölgelerimizi bile vurduk. Mezarın ‘’memleketinin insanları’’nı izleyebileceğin bir yere yapılır umarım, Seni memleketlerine kabul etmeyen insanlarının. Hey Koca Nazım, Tebrik et bizi! Ve bu suçtan Azad et!
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/1/2009 - Seni Özledik Hrant..
MaraL'a,Nora'ya,Nare'ye..

''yaşı kaç olursa olsun 17 veya 27 olsun, katil kim olursa olsun, katil kim olursa olsun bir zaman bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiç bir şey yapılamaz kardeşlerim.'' diyordu güzel karın Rakel Dink, televizyonda. Onun bu metanetine ve büyüklüğüne hayran kalırken, senin de bir zamanlar çocuk olduğunu düşünüyordum. Sahi biliyorlar mıydı senin de bir zamanlar yetim bir çocuk olduğunu, seni yanına çağırıp kendi vatanında sana ''yabancı'' diyen vali, seni vuran o adam, bir katilin Türk bayrağı önünde fotoğraf çekilmesine izin veren yetkililer? Bilselerdi ölmene izin verirler miydi yine de? Oysa sen dışarıdan gelmedin Hrant, Malatya doğumluydun. Köklerin bu toprağa ekiliydi, fidanların bu topraklarda yetişti. Ermeni olmanın küfür sayıldığı, Kürt olmanın hainlikle eş değer kılındığı, halkların savaştığı yollardan geçtin sen. Çok okudun, çok çalıştın, çok BÜYÜK düşündün. Türk kanına kirli diyenlere inat, bu yolda en büyük savaşı sen açtın. İzin vermediler, tabanı delik ayakkabınla kardeşlik yolunda koşmana. Alışkındık biz; ne zaman aydınlığımıza üç kurşun sıksa birileri, ışıklarımızı kapatıp açardık bir dakika boyunca, sonraları tamamen kapattık. Senden sonra ise o karanlıkları üstümüze giydik, sokaklara döküldük. O vakit Hrant olduk, Dink olduk, Ermeni olduk. Yine suçlandık, olur muydu yahu bir Türk, Ermeni olur muydu hiç? Beraber yaşadığımız, komşuluk ettiğimiz, dertlerimizi paylaştığımız, dostluk kurduğumuz bu coğrafyada bizi birbirimizden uzaklaştıran o ince çizgiyi ölümünden sonra da yenemedik. Ermeni olmamıza kızdılar, aşağıladılar, küfür ettiler hatta kendilerine verilen yetkiyle bizi Türklükten men ettiler. Oysa bir ölümün dini, dili, ırkı, cinsiyeti yoktu. Ağıtlar farklı yakılsa dahi gözyaşlarının rengi aynıydı tüm dünyada. O zaman söyle Hrant, bir ölüm karşısında önemi var mıydı Türk olmanın, Kürt olmanın, Ermeni olmanın? Öldüren için önemi vardı demek ki, bu yüzden gömdük seni toprağa. Seni vurdukları sokağa gittim, sen ordaydın. Fikirlerin dağılmıştı etrafa, düşüncelerin insanların üstüne başına bulaşmıştı ve cesaretin korkakların sırtında bir kambura sebep olmuştu. Seni vurdukları sokağa gittim; bilmemişler, barışın üç kurşunla öldürülemeyeceğini, güvercinlerin göç etseler bile bir gün kendi vatanlarına döneceğini. Belki de bu yüzden zafer kazandıklarını sanıyorlar. Oysa biz her kurşunla, yangınla, bombayla daha da çoğaldık, kimimiz Kahramanmaraş oldu, kimimiz Sivas, kimimiz Alevi, kimimiz Uğur Mumcu, kimimiz Hrant Dink. Şimdi bizi öldürmeleri için üç kurşundan fazlasına ihtiyaçları var. Seni vurdukları sokağa gittim; Marquez'in Kırmızı Pazartesi kitabında yürür gibi yürüdüm. Masum bir adam, belli bir cinayet ve susan insanlar. Hepimiz oradaydık ve kendimizi kırmızıya boyadık, yara yerlerimizi görüp bizi daha da incitmesinler diye. Senden sonra bizim için her pazartesi daha da kırmızı oldu bize. Ölümünün üstünden bir yıl geçti Hrant, sokaklar biraz daha kirlendi, çocuklar biraz daha büyüdü, birkaç parkın adı değişti, Bakırköylü çocuklar seni çok özledi, Iraklı bir gazeteci Bush'a ayakkabı fırlattı, bir zenci ABD başkanı oldu. Değiştik Hrant, değişeceğiz daha. Biliyorum, bu ülkeye barış gelecek bir gün. Birgün adı Hrant olan bir adama sen nerelisin diye sormayacaklar, bir gün kendi vatanında kabullenilmek için adına Fırat denilmeyecek. Ölümünün üstünden yıllar geçecek, sen bir daha dönmeyeceksin ama değişeceğiz. Bir gün üstümüze yapıştırılan tüm etiketlerden kurtulup insan olarak kalacağız, bir gün bu ülkede güvercinler rahatça uçacak. Ah, ne zaman seni düşünsem güzel torunun üç yaşındaki Nora gelir aklıma ve bana ''sen benim en yakın arkadaşımsın'' deyişi. O an ona söz vermiştim; güzel Nora, sen bir gün büyüyüp, dedenin nereye gittiğini öğrendiğinde beni yine en yakın arkadaşın olarak bileceksin. Çünkü deden bunun böyle olması için en büyük mücadeleyi verdi. Ne demiştin sen Hrant,''bize ilkokulda Ali topu Ayşe'ye at yerine, Ali topu Agop'a at deselerdi belki o zaman kardeş olduğumuzu anlardık''. Ben başlıyorum Hrant ve tüm gücümle kardeşime sesleniyorum; ''Banu, topu Nora'ya at''... Bir Ermeni kardeşimin ölümünden sonra Ermeni olabildiğim için Türklüğümle gurur duyuyorum.
|
|
Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/1/2009 - Ölüm Artık Gazzece Konuşuyor!
''yalvarırım bırak, onlar daha çocuk'' dedim ama anlamadı beni.Ölüm artık Gazzece konuşuyordu sevgilim. Sadece anaları ve çocukları duyuyordu, insanoğlu, kardeşini vuruyordu sevgilim.Oysa hep kanlıydı Filistin, sokaklar kirliydi,oğlanların başı hep bitliydi, masallar kırmızıydı ve aşklar hep intikam kokardı! Ah sevgilim, hep çocuklar ölürdü. Söylesinler şimdi, günahlarıameldefterinesığmayanlar cemaatinin ceplerinidoldurmaklagörevli hocaları, söylesinler hangi kitap da yazar bu katliamlar, hangi ayete sığar bu vahşetler!Hadi ettiniz dini dine düşman ama görmez misiniz tüm peygamberler beraber ağlar? Tanrı küsmüş insanoğluna, dönmüyor yüzünü! Suçu şeytana atmayın,kalkın ve göğüsleyin cinayetlerinizi. Yüzünü yahudi bedenleriye yıkayan insandı, aynı mezhebe sahip değiller diye dili dile yasaklayan, Sivas'ı yakan, güvercinleri öldüren insandı.Şimdi daha mı güçlüler sevgilim? Bu mu istedikleri?Öldürdükleri her çocuk bedeni, biraz daha mı para ediyor? şimdi denize taş yerine, analara bomba mı atacağız? Düşünüyorum sevgilim, ne zamandır yapmadığım bir eylemdi, beyin kıvrımlarım zorlanıyor ve sancıyor yüreğimin insanlara en küs yanı.Düşünüyorum sevgilim.Yaşasaydı o çocuklar, içlerinden biri kahraman olur muydu,diğeri romantik bir nıetz'che olurdu kim bilir, öteki fahişe olabilir miydi, bir diğer eli bıçaklı bir seri katil?Diğeri,keser miydi bileklerini sence? Ama ölümü seçmek de bir hak değil midir sevgilim? söyle onlara, söyle dünyasavaşlarındanceplerinidolduranlara, çocuklara ''ölmeyi isteme hakları''nı geri versinler! Belki yaşamayı seçerler. Picassonun tablolarına girmek istiyorum sevgilim.Kopmuş organları bir araya getirmek ve yüksek sesle söylemek istiyorum,ey ölüm; ''sen çocukların baba olma haklarını da alıyorsun''. Hayvan mıydık biz sevgilim,cinslerimize göre ayrılıyorduk. Sen erkek oluyordun ben kadın, hadi bu hormonel bir şeydi,anlayabilirdim.Peki dinler,diller,sesler,kurallar kimin rengine göreydi?Bu dünyayı kim yönetebilirdi sevgilim.Hepimiz eşit doğmuyor muyduk, hepimiz insan değil miydik?Sonra neden gözlerimiz bir kurda, ellerimiz katillere, kalplerimiz taşa dönüştü? Neden sevgiLim?olabilir mi bunu psikolojik,sosyolojik,dramatik,travmatik bir açıklaması? Peki,hangi ateşi söndürür, mazlumlarınahınıalandevletinçokbilmişbaşkanının söylediği buz gibi sözler? Benim memleketimde yangın kovalarının ''g''harfli kovası hala boş sevgilim,onlarınkin de varsa ödünç alabilir miyiz? Kalk gidelim sevgilim,kalk gidelim.Fazla kaldık bu sınırlarda.Buralar bize göre değil.Kalk makyavelliye gidelim, bu muydu istediğin diyelim, dünyada bin bir soytarı var,seç kralını, başımızın üstünde yerleri var,söyle velihatını!..Sofistlere sormalı bide, güçlü mü hükmetmeli gerçekten yasalara!Platon bir yasa çıkarıcı bulabilir pekala.Ve dünyanın tüm hakimleri size sesleniyorum, kendinizi yargılamak içi bir mahkeme kurdunuz mu içinizde?.. Kalk gidelim sevgilim,kalk gidelim.Kalamayız buralarda.Sevmezler bizi,içlerine sindiremezler.Biz müslüman,yahudi ayırmadan, insana insan diye değer veririz. Ölmeden önce de sevebiliriz onları.Onların yanına geçmedin değil mi sevgilim?Ki geçsen anlardım,para,refah,lüks onlarda.İstediğin kadar savaş çıkarıp barış ilan edebilirsin. Karınları aç bırakıp,cüzdanını şişirebilirsin.Senden olmayanları öldürürken, kendi kendini bitirdiğini farketmezsin.O hayatın içinde kaybolduğunu unuturken, bir ülkeyi haritadan silebilirsin. Ah sevgilim.Bak başladı yine ölüm duydun mu?Yorma kendini anlayamazsın. O sadece Gazzece konuşuyor bugünlerde.Tanrı'yı yendiler sevgilim, Tanrı'nın yarattığını yokettiler.Hayır,suç atmasınlar şeytana.Yarımızda melekti bizim.Melekle ölüyor sevgilim dünyanın her yerinde. Bombalar patlıyor sevgilim,organlarım saçılıyor dört bir yana.Kimileri buna terör diyor, kıyım diyor,vahşet diyor. Farketmiyorlar sevgilim, insanlık can çekişiyor!.. Ölüm yorulmaz mı sevgiLim? Söyle onlara sevgilim, Vietnamdakilere,koredekilere,kahramanmaraştakilere,haziranda sokağa düşenlere, ermenilere,türklere,yahudilere,tüm ırklara,dinlere,dillere,eşcinsellere,kadınlara,adamlara,çocuklara,ümitsizlere,aramıza görünmez duvarlar çektiğimiz tinerci çocuklara söyle sevgilim..Gazzece söyle, yeter artık insanı değil ateşi kesin! ateşikesin.
özgen''...
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Aslında hep farkındaydım senin için bir havaalanı olduğumun. İstediğin saatte siktirip gider, istediğin gece/özellikle ben uykudayken/ağzına sıçmak için uykularımın/ inerdin bana sertçe, frensiz, ışıksız, ve gürültülü! Bir merdiven akardı, akardı tüm basamakları ergenliğimin giderken sen... Çoğunluk ağlardım! Dişlerim ağarırdı inan. Bir köpek havlardı, bir kedi miyavlar, bir keçi geviş getirirdi. Tüm şehir siktir olup giderdiniz, tüm binalar, tüm sokak lambaları ve şiirler...
Rahman Yıldız.
Kategoriler
Arkadaşlarım
• j0ker • valeroso • beyazgelinciik • yagmurtuana • Özcan Çeltik • ordabirokulvar • siirimsilerle • ussuahkam • huzunlerinprensesi • papis85 • silencieux • S£RÇ£ serçe • surgundekimavi • sevgiliask • toprakbulutu • yagmurvebiz • mirayy • odeja • rapkamyonu • spongefugi • suskunlugumsiyahinmatemi • sr1603 • turkiyedeyasamak • sevdiyar47 • koddelisi
|