"...ey iki adımlık yerküre, senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!"

14/5/2008 - leblebitozları.

Kategori: Turuncu

 

 

 

(tutukluk da,terbiyeli evlerde yetiştirilmiş küçük burjuva çocuklarının ortak özelliği değil mi?..

Selim ileri/Cehennem Kraliçesi)

 

 

 

Çarmıha gerilmiş İsa’nın ellerine bağlanan ip,Nuh’un gemisindeki yelken,Muhammed’in elindeki tesbih,Musa’nın elindeki asa,Ali’nin kılıcından damlayan kanım..

duyuyor mu diye bakma,Beethoven sadece çalıyor..seni,beni,bizi..

Dayanamıyor van gogh kesiyor kulağını,

Picasso parçalara ayırıyor içimdeki çıplaklığı..

Beni bir fahişe,

Seni mona lisa’nın gülüşü yapıyor

Da vinci..

 

Mevlana dönüyor aşığın peşinde,Nazım Pirayende’ye mektup yazıyor Münevverin ellerinde,

Cemal ‘y’sini kaybediyor bir iddianın uğ(u)runda,Ece Ayhan,umutlarını atıyor Nilgü’nün peşinde..

 

bugün gözlerin üçüncü dünya ülkesi,en verimli bölgeni istiyor müttefikler,kraliçe kirpiklerine ziyarete gelmiş,

dudakların,aklımın kurtarılmış bölgesi!...

 

iki parmağımın arasında sigara,seni içime çektikce yerleşiyorsun ciğerlerime..seni düşündükce duygularım şeytana peşkeş çekilmekte,hakim olamıyorum hücrelerime..

kadından anaya dönmek,her gece seni doğurmakla güzel..beslemek,büyütmek

ve sabaha senle ölü bulunmak…

 

koltuğun yanında duruyordu şarap,rengi kana çalan..ve kemiklerin ellerimin üstünde duran,

yüzüne bakarken,o kararlı ifaden..

ne zaman babam oldun sen?...

 

boynunda tüm ademoğullarına ait olan koku;nef(i)s..

havvada bilmiyordu,incir yaprağıyla kapalı günahları…

ve merak ediyordu kadın,

ya bir diğer havva olsaydı,

adem kimle sevişirdi?...

…..

 Ve merak ediyorum,

Yanındaki kadın seni besliyor mu annenin sütüyle,dokununca ona,benziyor mu yüzün bir erkeğe,okurken şaşıracak mısın kurallarımı yıktığıma,yıkıklarımın altında can çekişen ahlakıma yardım edecek misin,kendine ait bir din bulduğunda kutsal kitabını yayabilecek misin,korkak bir kadının kokusunu tanıyabilecek misin,

Bir tanı koyabilecek misin bir anıya?...

 

Ve merak ediyorum,

Kırmızıya boyadığım yara yerlerimi

Tanıyabilecek misin?...

 

 

yapamıyorum!...

 

bir vals düşün; elleri belimde bir adam,gözlerinde kaybolduğum sen..

bir vals düşün ki;üç kişilik..

yine de aykırı

tüm kanunlara

ruhun zinası…

 

 

sosyalist bir eylemsizlik içinde çıkarıyorum ceplerimden burjuva aşklarımı,

kaypak bir gülüşle süsleyip,bastırıyorum tişörtlere..

ve ben bir emeği

bir düzene satıyorum!..

 

 

çok konuşsam da,sessiz kalsam da

boğuluyorsun..biliyorum…

 

 

şimdi kaçıyorum,bir zaman susmaya,

beni sorarlarsa

sen’deyim,

sakın kimseye

söyleme…

 

 

hiç bir peygamberi sokmadım daha araya,benim ibadetim sadece Tanrıya..da..

o beni senin yarından mı yarattı,

diğer yarından mı?...

 

 

Düş'ler (4) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

9/5/2008 - gribaşlıklıkız.

Kategori: Turuncu

saçların şeker mi kokuyor?

benim mi yanaklarım kırmızı,

yanaklarımda balık tutmaya gelir misin?...

 

 

dişlerimin arasındaki

ıslık mısın

asla çalıp

özgürleştirmeyeceğim?...

 

 

sus,

sakın ses çıkarma

bu kadar aşk

fazla

bir masala..

Düş'ler (5) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

9/5/2008 - sanayadasona-sadece bir mektup.

Kategori: Turuncu

 

bilirsin,ben sadece şarkıların yanında ağlarım;

 

bir çocuktum sevmiştim
avuçlarımda aynalar
gayret et güzelim elini uzat
ha gayret güzelim gayret
biter elbet bu yağmur sabret

 

 

 

 

Sevişmenin ayıp olduğu sokaklarda savaşıyor,insanlar!...kutsal kitaplar yasaklarken bir erkeğin bir kadına dokunmasını,sizden olmayanı vurun diyor,

Vurun,barış için…!

 

Sana bu sokakların birinden yazıyorum,kimse öldüğümü görmüyor..-

 

Çatık kaşlarıma sakladığım korkulu yanlarımla sana bakarken,kıyamamıştın bükülen dudaklarıma..doğum lekesiydi bu başımın ağrısı,annem ne zaman kaybetse haykırışlarımdan bulurdu izimi..

ve bıraktığın iz,ağrılarımı geçirecek tek pan zehirdi,

sildin tenimden..

 

okuldan kaçmayı büyümek sandığımız vakitlerdi,ilk nefesini çekmiştim sigaranın..

elimi tutan sevgiliden kaçıp yaz akşamlarına sığınıyordum,şarkılar kadar çabuk bitmiyordu aşklar,

kesmiştim damarımı..

 

yaşayamayacak kadar cesaretsiz,ölemeyecek kadar korkaktım..-

 

bir kadına dönüşemedi

çocuk yerlerim,

ben hiç

büyüyemedim!..

 

şimdi al ve gözlerimi kapatmadan uyut beni!..

 

bak tanrılar sevişiyor,kullara açık mekanlarda ve unutuyorlar bir sureyi iki kere yazmayı..

şeytanın üstünden atlayacağım hıdrellezde ve incir yaprağı örtmeyeceğim habilin kabili öldürdüğü güne..

 

bak gri başlığıma kaçıyor kurdun yalanları,uzamıyor burnum,sakat değil ayaklarım

kimsenin bana elma verdiği yok,gece 12 den sonra balkabağı oluyor camdan ayakkabılarım,

Oz kalbimi tenekeden ,yapmış,atmıyor nabzım ‘sen’deyince..

 

Tanrılar sevişiyor ve çocuklar akıyor kucaklarımıza..

Şimdi al ve gözlerimi kapatmadan uyut beni,

Yaradanın  vasiyeti..

 

bir şarap açıyorum ve kokluyorum boynunun en bilinmedik yerlerini,fonda çalarken düş sokağı sakinleri, ayaklarını içeri çekip içime yerleşiyorsun..

geceden sabaha,tekrar tekrar doğuyorsun…

bir sancıdan bir sanrıya dönüşüyorsun,

bir aşktan bir diğer aşka..

 

 

 

sana gelirken kardı,kıştı,yollar kapalıydı ve yordam bilmiyordum.bu yüzden her düştüğümde biraz daha yenildim..

seni hala seven yerlerim var,biliyorum

ama aşk

kana çabuk karışıyor

 

rahatlayabilirsin,

ilk defa bir adamla ölmek değil,

yaşamak istiyorum..

 

ve,

 

sen bir diğer tura atlamak isterken

ben başka bir alına yazılıyorum…

 

 

*ben hep aynı havayı bile paylaşamadığım adamları sevdim..*

 

Düş'ler (4) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

7/5/2008 - anla(ta)madıklarım

Kategori: Turuncu

07.05.2008…/istanbulun aşk mevsimi../

 

Herşeye karşı,herkesten fazla ihtiyacım var sana.’’

Bugün bunu kabulleniyorum ve affetmenin bayağılı siniyor üstüme.aşk,nihai bir savaş ve can çekişiyor öldürdüğüm adamlar..

Bir tek sen,durmuşsun meydanda karşı geliyorsun ordularıma,istesem yapabilirim,biliyorum..

Istesem intahar mektubuna sebebiyet verebilirim..

 

Çok koştum bugün,perçemlerim alnıma düştü,yanaklarım şarap yerine kızarıverdi..

Hatırlıyor musun o günü?..bir babanın çocuğuna baktığı şefkatle eğilmiştim yüzüme ve üşüyen yanaklarıma saklamıştın benliğini..dudak izlerin alnıma kazınmış,çıkaramıyorum!

Bir yazgımız ve bir yazımız yok oysa,

Bize tüm mevsimler kış…

 

Içine getirdiğim baharlar bile bir şehri bir diğer şehire çevirmeye yetmedi.oysa istanbulu görmelisin,dallarda çiçekler,yollara vuruyor gölgeler,deniz yosun tutuyor ve yosma sevişiyor taksimin arka sokaklarında..

 

Gebe kaldığım anları hatırlıyor musun,aldırmam için ne çok ısrar etmiştin ve ben inatla doğurmuştum içimdeki parçamı..gidişinle beraber piç diye damgalanan aşkıma başka bir baba buldum!..merak etme,hiç anlatmayacağım ona gerçeği…

 

Varoluşunu tamamlayamayan bir adam,nasıl sahip çıkar bir başka varoluşa?..

 

Peki,soru sormayacağım.

.anlatacağım,anlatmam gerek..beni senden başka kimsenin anlamayacağı kadar uzağım kendime…o kadar sık içmiyorum artık,bunu bilerek dinle beni..

 

Tanıştığımız gün,doğum günüme denk gelmişti ve Tanrı bana bir hediye göndermişti.ürkek ve korkuluydum..sana günah yerlerini hatırlatıp kaçarken,kendimi beyaza boyamıştım..

Masumluğum bir göz yanılgısıydı sadece,

Sihri ben yapmadım..

 

Oysa inandın bana,sevdin ve korudun.sakındın sakıncalı hallerinden..kıyamadın canımı yakmaya..çözümü bir aşka hiç başlamamakla buldun..benim seni terkettiğim zamanlarda,sen çoktan gitmiş oluyordun..’’

 

Sana aşık olduğum vakitler başka bir erkekle uyuyordum..gözümü her açtığımda sen değilsin yanımdaki diye,kusuyordum sevmediğim tüm adamların üstüne..kendimi senle kandırıyordum..

 

Kanıyordum,ankaya benzemeyen kuşlara..

 

Yaramı,yarayı tanıyanlar anlardı ve bu yüzden içindeki kadınları seviyordum..

Seni her kovduğumda,kapılardan birini açık bırakıyordum..geceleri sızıyordun en kadın yerlerime..

 

Kaç defa oldu bu?..

 

 

Tanrıya yalvarırken,ellerimdeki tüm çizgileri kaldırması için,bir yüz bildim,dokundum ve kokladım!..sen değildin!..

 

Anlamıştım..bu sefer ki gidiş,dönmek için değildi.ellerini sürdüğün havluları,üstüne giydiğin bir kaç öpüşü ve hiç paylaşamadığım zamanları alıp gidiyordum,

Bıraktığım hayalkırıklıklarını da toplamıştım,başka bir kadının yüreğine batmasın diye!..

 

Ve usulca boynuna bırakıp kokumu,çekilmiştim kanından,karnından ve kasıklarından…

 

Başka bir adama varalı öyle çok oldu ki-ardımda kaldığını şimdi anımsıyorum.

Anlatmam lazım..

Canım feci halde yanıyor..yanık yerlerime anamın dudakları bile merhem olmuyor..

Taksimi baştan başa geziyorum,genelev sokaklarını,barları,sarhoş mahalle çocuklarını..

Aynı şehirde olmadığımızı vuruyor yüzüme,travestiler,sığamadıkları bedenlere benzetiyorlar giyemediğim aşkı..

 

Günlerdir uyuyorum,uyuyarak büyümüyor insan,yazamıyorum,yazıldıkca bitiyor yaşanacaklar..

Ama sen bile bir değil bir kaç kadına aşıktın..ve alışık değildim işte devamlı savaş halinde olmaya..

 

Canım yanıyor..sevdiğin saçlarımı saklıyorum kırmızı başlığın altına,kurda yem olmaya gidiyorum bir ormanlık alanda..

Canım yanıyor..şarkılara sığınıyorum..onları öpüyorum,sevişiyorum..unuturum diye kendime hikayeler çiziyorum,yazıyorum,oynuyorum

Bozuyorum!..

 

Hep mızmızlarım bilirsin,ağzıma biberi sürme vakti çoktan geldi..’’

 

Sözdü bak sözdü,

Tutamadım aklımda

Ladesler bozuldu yine...

 

…’aşk..’

 

ulaşamıyorken O’na..ulaşabilecek herkes için bir daha aranması gereken kişi oluyorum..

aşk,ölüm hattında bile çekiyor çünkü..!

 

 

anlatamadığım için anladığını biliyorum..*

Düş'ler (2) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

4/5/2008 - çoğulhayaller.

Kategori: Turuncu

 

Bir taksim gecesi..bildiğim en iyi yüz yanımda ve yüzlercesi dağılmış sokaklara..

Kapı önüne atılmış iskemleye sığdırıyorum bedenimi,kulağım söylenmeyen şarkıların diline takılı;

 

Ben kuşlardan da küçüktüm bir gece vaktiydi,

Aşk tuttu elimden benim,

Geçtim düşler sokağından bir gece vaktiydi

Ceplerimde hacıyatmazlar..

 

Yanaklarımda balık tutmaya gelmeyen,şeker kokulu çocuğa  söylediğim bir melodi bu..

Hani notalarını yırtık cebime sakladığım..ıslak ıslıklarla gökyüzüne uçurduğum kanatlarıma benzer geçişler.

beni milat yapan o geceyi anımsıyorsum belli belir/siz..

mektup kokulu kelimelerle beklediğim kimsesiz,

Ve en sevdiğim zarftır

Içinde sen ve benin ayrı olmadığı bir biz..’’

 

Sınırları kalın çizgilerle çizilmiş,ayakları olmayan ülkeler gibiyim,sevmediğim bir coğrafyada

Hayat veriyorum,insanlara..

Faşist söylemlerle bölmeye çalışıyorlar tüm olan gen(ç)lerimi,asıyorlar yüzüme küfürlü afişleri ve yüreğim ortada kalmış bir halkın dağılmış kardeşliği..

 

(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,

Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)

 

Fransız sokağına giden yokuşun başından,yuvarlıyorum düşlerimi,kalan sağlar bizimdir’’in    iç burkan umuduyla,kendime yol alıyorum.. Içimde nefes alacak kadar yer bırakmadığını gördükce,soluğundan çalıyorum..

Özüme inen yazarları çıkarıyorum zihnimden..beni doğurmamalı bukowski fahişelerinde,

Nazım pirayeyi öldürmeli saçlarımın kızıllığında,kızıl nehirleri yakmalı grange,kantın ahlakını saklamalı aklım,machiavellinin prensine inat,küçük prens büyümeli diyorum bu gece,Madonna çıkarmalı kürkünü ve örtmeli raif efendinin üşüyen sesine,kaçıyor hayat ölmeli sonunda rendekar,yokluğum düşünemediğimden belli yaşasın katilim decart!..

 

Ortak paranteze alınacak öylesine çok tekrarım var ki geçtiğim yolları eskitiyorum..tekrar tekrar..soğuk bir iklimde dünyaya gelmek isterdim oysa ben,karlara adımı yazmak damarımdan akan kanla..dilim yara bere içinde hala..küfür etmek adetten diyorum hükümete..

Bak kırıyorlar gene kaldırımları,bize üstüne basacak yol çizgileri bile kalmadı..

 

 

Kafamı kaldırıp vitrine baktığımda bana beyaz beyaz gülen bir elbise içinde farkettim

Pippa bacca’yı..insanların günahlarını siyaha sakladığı, dillerinde

Tanrıdan korkan tövbe sureleri gezdirdiği bir ülkeydi burası..’ak’olmak ağır geldi bize ırk diye ayırırken insanları,erkek ırkı önden koşuyordu kadın bedenlerine..

Namusu temizlemek iki kurşuna bakıyordu pippa’m buralarda..içlerindeki içi aç hayvanlarla savaşanlara getirmek barışı..ah sevdalım..ah..

 

 

 

(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,

Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)

 

 

 

Yağmur yağıyordu şehre ve unutmuştum başımı örtmeyi..ıslandı fikirlerim ve güneşe asmakla rengi açılmış düşlerim..boyalarım aktı,renler birbirine girdi..’’ah’’dedi ressam ‘’bu ne rüküşlük’’..

 

Yüzümün nü hali dedim,edepsizce indirdim gözlerimin iç giysilerini ve utançlarından bakamadılar içimdeki çirkinliğe..

Giydiklerimiz kapatamıyordu günahlarımızı,bir beden büyük sevaplar gerekiyordu

Adını cehennem diye bildiğimiz vücutlardan kurtulmaya..

 

Bir otobüs kalabalığında,boğuşurken yalnızlığımla,çoktandır karşılaşmadığım çocukluğum buldu beni..

-ne kadar uzağa bırakmıştım seni,nasıl buldun beni?..

-giderken oyuncak bebeklerini düşürmüşsün..

 

Büyümeyenler ölmüyorlardı ve cüceler uzamıyordu işte güliverin hikayelerinde..

Bir prens gelecek diye uzattığım saçlarımı kesiyordum,kurdun kırmızı başlığı çaldı gecelerde..

Zehirli elmayı yemek cennetten kovulmaktı ah pamuğum ve ben kedinin içindeki çizmeye benziyordum,dedeler torunlarını korkutmak için beni anlatıyorlardı,tarih bizi yazıyordu,bizi çiziyorlardı çocuklar resim defterlerine,kağıda kağıt diyemediğim zamanlardı,babam beni okudu bir masal kitabında..yaşım 5 e geliyordu,oku’emri geldiğinde ve okuyabildiğime ettiğim ilk küfür yaşım 7 ikendi.bir kurşun yemişti öğretmenim,memleketimin bahar gelen dağlarında..

Kana bulanmış güllere fısıldadım;

O kurşun hayallerimi öldürdü..’’

 

 

(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,

Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)

 

 

 

..ilk ayrılık mektubum 12 sene önceydi.. tayini çıkıyordu babamın ve görev beklemiyordu..cumhurbaşkanı benim memurum işini bilir derken,biz ordan oraya sürükleniyorduk helal ekmeğin peşinde..

Ve ne kadar toplasam da tüm eşyalarımı,evimin duvarları kalıyordu işte..

Bahçesine gömdüğüm balığım,koparmaya kıyamadığım çiçeklerim,saçımı çeken mızıkçı arkadaşlarım,oyunlarım,oyuncaklarım,çikolatasını bitirdiğim komşu teyzelerim,paramın yetmediği bakkaldaki şekerlerim,susam sokağındaki kurabiye canavarım,istiklal marşıyla açılan okullarım,anlarım kalıyordu geriye

Ve hepsi bir anıya dönüşüyordu..

Babam beni cezaevlerine götürüyordu..suç işlemenin zorunluluk olduğunu öğrenmediğim zamanlardı,tüm amcalar bize gelsin istiyordum..

Onlarla birlike izlemiştim ‘uçurtmayı vurmasınlar’ı..ve bir barış aramıştı gözlerim avlusu olmayan hücrelerde..sevmişlerdi beni özgürlüğü sever gibi,kucaklamışlardı gökyüzünde süzülür gibi…

Ve öğrenmiştim!..kendime tel örgüler arasından baktığımda asıl hapisin

Düşlerin bittiği yerde başladığını..

 

Oysa onlar iyilerdi..

Adam öldürmüşlerdi,

Para çalmışlardı,

Biri çok düşünmüştü

Biri hiç akıl edememişti..

 

Hayat adil değildi ve aslında onlar iyilerdi..

 

 

 

 

 

(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,

Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)

 

 

 

Ortaköyden arnavutköye yürürken geldi hatrıma,unutmak istediklerim..

Adını anımsayamadığım küçük bir kız çocuğuna çarpmıştık,elimizde bira şişeleri yürürken yine bir arka sokakta..yılbaşından bir gün önceydi ve planlarımız vardı..

Ve küçücük bir kız bize çarptı..

Onun yaşında saçlarım iki yandan örgülüydü,annemin elinden tutup,istediğim tüm oyuncakları alabiliyordum..ve kız benim yaşımda elindeki selpakları satmaya uğraşıyordu,annesi hastaydı ve iki kardeşi vardı..hayatında hiç süt içmemişti..

Elimdeki bira düştü,yaşlarımız biraya karıştı,akıp gittiler..

Yılbaşı bize hiç uğramadı ertesi gün..

Küçücük bir kız bize nankör yanlarımızı çarptı o gün…’’

 

Ve sonra eksik ön iki dişleriyle bana gülümseyen kardeşim geldi aklıma..

Daha o gün,daha bana ilk güldüğünde biliyordum evimize geleceğini..

Babası geni bozuk bir sapık,annesi aklı bozuk bir hastaydı ve çocuk yaşında kocaman sorumlulukları vardı..

Hayata 10-0 yenik başlayan çocukları gördüğümde,attığım tüm gollerin kendi kaleme girdiğini anladım..

Yürümek imkansızdır o delici bakışlar içinde,’’beni kurtar’’sesleri içinde sarılmak onlara ve kurtaramayacağınızı bildiğiniz her çocuk için kendinize artan nefretiniz..

Bu dünyayı biz bu hale getirdik..’’biz doğurduk bu çocukları,ucu açık uçkur vakitlerimizde,biz bıraktık onları bu kimsesizliğe,biz esirgemedik onları kötü ellerden

Ve şimdi kimse şikayet etmesin geceleri ortaya çıkan sokağın çocuklarından..

Onlar ışıktan korkarlar..

 

Ve aynı bahçe içinde denk geldim,eli yüzü nurlu teyzelere..hasta halleriyle bir yudumluk sohbete açlardı ve elleri öpülmüyordu nice bayramdır..az kalmış ömürlerine umut bağlamışlardı kurtulmak için bu yalnızlıktan..kimsenin huzur bulduğu yoktu bu evlerde..

Büyüttükleri evlatları,büyütürken evlatlarını,yaşlılığın her faniye konacağını bilmiyorlardı..

Bilselerdi bırakmazlardı dedim,annelerinin kokularını ve babalarının güçlü kollarını..

 

(‘’insanın insana ettiğini,etmedi şeytan ‘’diyordu soluma konan melek, ve görmediğine inanma diyen tanrıya inat,

Tapın diyordu ateş sureleri,tapın toprağa..’’)

 

 

Daracık barın,sokağa atılmış taburelerine sığdırırken bedenimi,söylenmemiş şarkı takıldı dilime;

 

sevdadandır, sevdadandır
sevdadandır dedi annem, aldırma
aldırma, gel yanıma…

 

tüm bunları düşünmeme sebep,

varlığının sebebiydi,hayatımın tam ortasına düşüveren..

sen bana tüm bu düşleri veren..

 

aşkı paylaşmak için fazlaydı iki kişi,

ama hayat ancak seninle paylaşılırdı,

anladım..

ve diledim..

 

sustum ve seni dinledim.

 

 

 

Düş'ler (9) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

2/5/2008 - aşkın alfabesi.

Kategori: Turuncu

 

 

Sesini duymadan,yüzünü görmeden,dilini bilmeden,dinine inanmadan sevdiğim adamlar oldu..bildiler birbirlerini,kimisi anlaştı,kimisi kaçtı,kimisi yaralandı,kimisi eylemlerine devam etti..ama alıştılar beraber yaşamaya..

 

Şimdi sen geldin!...

 

Ölüyor o adamlar içimde ve gömülüyorlar en sevdikleri yerlerime!..

Günahlarını bağışlamalı ve bir dua okumalı bunca zamanın hatrına…

 

Şimdi sen geldin!...

 

 

Ne önemi var bunca zaman nerde,kimde,nasıl ve neden olduğunun?..geldin ve kuruldun saltanatıma..bana ne teokrasinden,monarşiden,oligarşiden!..azınlıklardan ve büyük adamlardan bana ne!...seni sevmenin bir vatanı yok,askerleri,güçleri..seni sevmenin bir yönetimi ve yöntemi yok!.. takrir-i sükun bu,evet..sana karşı çıkan hücrelerim asılıyor

taksim meydanına’’..

ya beynimde uyar tüm bu değişimlere yada bağışlarım onu bir deliye!..

 

aklımın başımda olmasının ne önemi var,başımın üstünde sen varken!..

var diyorum bak..yeni doğmuş bir bebek gibi,büyümesini beklemeden basıyorum bağrıma..

seni sevmemek,

kaybedilmiş zamanladır!...

 

-o kadar uzun bir ömrüm yok…

 

 

Şimdi sen geldin!..

 

ben kendime ait anlamlar çıkarıyorum kenar çizgilerinden,çizgilere basmadan yürüdüğümüz yollardan,hayatın kenarında kalmamak için verdiğimiz mücadelen,’işe yarıyor’olma isteklerimizden,sırtımıza inen sopalar inat hala savunduğumuz fikirlerden,her bir düşünce için eksilen beyin hücrelerimizden,altını çizdiğimiz kitaplardan ve yazarlardan bizi ‘’biz’’yapan..

 

 

şimdi sen geldin!..

 

düşlerime,gülüşlerime,kurgularıma,bitiremediğim portrelerime,artık çalamadığım piyano tuşlarıma,yazamadığım kelimelere,hep boğazıma takılan sözlerime,dün bindiğim dönme dolaba,pamuk şekerlerime,başlayıp bitiremediğim masallarıma,uçmayı bilmeyen uçurtmalarıma,ötmeyi bilmeyen kuşlarıma,bencil yanlarıma,üstüme başıma bulaştırdığım yarım aşklarıma,göç ettiğim ve bir daha dönüp bakmadığım ülkelerime,uzun kış gecelerime,

bitmeyen sohbetlerime,ağzımda gevelediğim gevezeliklerime,sakar taraflarıma,anarşist gecelerime,ciddiyetsiz hallerime,yetersiz yeteneklerime,kendime çekilmem gereken saatlerime,okurken kavga ettiğim yazarlarıma,hiç izlemediğim film sahnelerime,ani ve hiç uygulanmayan kararlarıma..

 

hoşgeldin!...

ama farkında bile değilsin!...

 

işte bu yüzden;..

 

bir ‘’itilaf aşk’’ oluyorsun,ihtilal gücümün olmadığı topraklarda,beni kendime sürgün bırakıyorsun..

itiraf değil,ithaf  ediyorum cephelerimi,al süngülerim senin olsun!...

 

işte bu yüzden;

 

bir dış güç oluyorsun,aklımı ve kalbimi birbirine düşüren..bir taraf bağımsızlığını istiyor ve sola yatıyor,sokaklarda..bir yanım memnun senden,sağa kayıyor..içimde birileri ölüyor..

aşk,intahar eylemci bir bomba oluyor elimde.. taşlı ve silahlı eylemlerden kurtarabildiğim ‘’ben’’lerle seviyorum seni…

 

işte bu yüzden;

 

barış harekatı düzenliyor sevdiklerim,sevdikleri yerlerimi kurtarabilmek için..

ve öyle bir kıtlık oluyor ki aşk,adı ‘ben’olan memlekette….

Sana ulaşabilmek için sıraya giriyorum..adımın yazdığı karneye işleniyorsun,

Günde bir kez alabildiğim!..

 

 

Işte bu yüzden;

 

Sarsılıyorum zaman zaman..kalın botlar ve üniformalarla darbe yapıyor içimdeki adamlar,

Kargaşalığı önlemek adına..seni alıyorlar benden ve hapsediyorlar parmaklarıma..

Fikirlerime tecavüz ediyorlar,sözlerimi falakaya yatırıyorlar,tuzlu sularda yakıyorlar adını

Ve adın soyuma dönüşüyor bir darağacı taburesinde..

 

 

Şimdi sen geldin!...

 

zor yollardan,pürüzlü geçmişten,sildiğim ve üstüne tekrar tekrar yazdığım geleceğimden,

hiç zaman zarfı kullanmadığım öznelerimden,belirtili isim takıntılarımdan,hep kendini beğenen aynalarımdan,söylemeyi beceremediğim şarkılardan,vazgeçemediğim yarınlarımdan,

çocuklarımdan ve çokluklarımdan,ayağıma takılan taşlardan,hep kaybettiğim misketlerimden,

yuvalarını bulduğum karıncalarımdan,yakmaya kıyamadığım mektuplarımdan,bayram sabahlarımdan,boğazın altında,istanbulu kucakladığım tepelerimden,Nazım’ın şiirlerinden,

betimleyemediğim geçmiş zaman aktörlerinden,kardeşimin sarı saçlarından,üflediğim yanık yerlerimden,kabuk tutmuş aşk yaralarımdan,annemin öptüğü ama hala sızlayan iliklerimden,dilimdeki kekremsi tattan,görmeyi hiç istemediğim yüzlerden..

yüzlerin içindeki üzüntülerden..

 

şimdi sen geldin

ama farkında bile değilsin..

 

 

sarm/aşık ve olmak bildiğim bişey platondan türüyen platonik buluşlarda..

bilmediğim nasıl bu kadar karm/aşık olabildiğim..çözemediğim ve sır kalmasını istediğim anlamlarım var..tek kişilik bizim sırrımız’’…

‘’seni’’tuttum,bırakmayacağım boşluklarda

Ve kaybetmeyeceğim ladeslerde..

 

hangi prensesin düşünden kaçtığını bilmediğim bir roman kahramanısın,ve

Raifin o resme aşık olduğu kadar aşığım sana’..

Buda benim hikayem evet!..yazılması için yaşanan değil,yaşadıkca yazılacak olan..

 

 

Şimdi sen geldin

Ama farkında bile değilsin..

 

 

 

Farketme!..

Sana aşık yanlarımı

Beni bir cinayete mecbur kılma..

 

 

(seni içimdeki kadınlardan bile kıskanıyorum*)

 

 

Şimdi sen geldin,

Ve kaburganı kırıp

Yeniden yazılıyorum sureye..

Şimdi sen geldin

Ve baştan başlıyorum

Adı aşk olan bir havva’ya..’’

 

-aşkın alfabesi on harf artık...

Düş'ler (4) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

30/4/2008 - Ayrılığınhangihali?

Kategori: Turuncu

Diz boyu tutsaklık,esaret..bir çocuğun zincir arasından bakan gözleri..aşağıya bükülen dudak uçları..bir gülüş…ellerinde pankartlarla yol alan gençler,dillerinde özgürlük türküleri..

Ve tek tek sıkılan kurşunlar ve kana bulanan sokaklar..gittikçe büyüyen bir dünya,

Dünya içinde küçük bir ada..ada batmakta!..

bir diktatör egemen oluyor topraklarıma,bu nasıl bir hegemonya?..istediğinde geri çekiyorum askerlerimi ve veriyorum topraklarımı sorgusuz süalsiz..

farkettin mi,bana bir devrim gerekli sevgili,

bize sosyalist bir aşk gerekli…

 

 

Bir mayıs alanı..menzillenmiş silahlı kuvvetler..hakkını her istediğinde bir can vereceksin diyor yetkililer..-sen.. serveti yapan;emek,emeği veren;eller..ellerimizi kesecekler tam da bilekten.. –sen..  gece sokağa çıkma yasağı başlayacak ve duvarlara yazdığımız her söylem bir kimliksizliğin bedeli olacak..-sen.. ödetilen ölümler yaşayacağız,dünya bir cehennemin fragmanı olacak..-sen..

-senden istediğim bir avuç bağımsızlıktı neden yaktın yarınımı?..

Bize bir yıkım gerekli,

Bize yıkılmış bir berlin duvarı gerekli..

 

 

Kör değildim gördüm,gömdüm bunca vahşeti içime..öldürdüğün tüm kadınlara sela verdim,

Selam oldum dostlarının ağzında..hoş(ça)kaldın her gittiğinde ve hoş geldim kendime,dönüşlerinde..dönmek bir son değildi,gidilecek ülkeler bitmemişken haritada..

Senin görmediğin yerlerde bombaladım okyanusları,eksik artık dünya atlasları..

Gitme!..deseydim kalır mıydın?..

Yaşamak bir ihtimal olur muydu ben de o vakit?..

 

(Soruların saçları kesik,hiç bir cevap tırmanamayacak gerçeklere..

-gerçekler,bir yanlışa gebe kaldığında öldürülmüştü sokrates,

Unutmadım!..)

 

Unutmadım!..benden bir filozof olmayacağını..ne düşündüğümü söyleyebilirim,ne söylediğimi duyabilirim ne de cevaplarıma uygun sorular sorabilirim..

Unutmadım,benden bir ressam olmayacağını..renkleri birbirine bulaştırırım,hiç bişeye benzemez sonra ebrarlar,tozlar,yağmurlar..dağları deniz sanırsın,denizleri şehir ve şehirleri aşk..yanılırsın,yanılır..ben bir ressam olamam,yüzün tarifsiz bir gölge gibi kalır..

Unutmadım,şair olamam ben..imgelerim kendini boğar,seni bir kez gördüğünde..

Düşlerim kendini atıverir boğazın üstünden,denize çakılmaktır seni yazabilmek,

Seni yazmaya çalışmak bir delinin harcıdır ancak!..

 

Unutmadım!..benden bir hiç bile olamaz..kendinden çalıp sana veren ahmak aşık olarak mı yazılacağım uğurlama marşına..son kullanım tarihini bitirip,başkalarına devrettiğimiz aşkın üzerine ne yazacağız düşündün mü?;’’biz çok ıslattık,erken tükendi..bu aşka ağlayacaksanız bile güneşe yakın yerlerde tutun ellerinizi..’’

 

 

Ilk gördüğünde beni,küçücük bu demiştin,ve okşamıştın saçlarımı,başıma büyük gelen ellerinle..benim adım var demiştim,içimden benim adım saf’aşık..

Büyümeyi beklediğim gibi beklemiştim seni evin bahçesinde..uzaktan göründüğünde koşarak kaçardım eve..boyum uzamadan beni göremeyecektin..küçük adımlarıma basardın çamurlu topraklarda,adımlarım adına denk gelmeden çıkmayacaktım karşına..

 

Ve sonra..

Kışlar bahara döndü,şarkılar eskidi,saklandı tüm arkadaşlarım hayatın ardına,kör ebeler nankör oldu.toplar değil canlar oldu yine canı yakan..dilimize ilk küfür bulandı..

Ezan vakti çağrılmıyordu çocuklar eve,babalar hep geç kalıyordu sofraya..

Böyle bir gündü

Bana adımla seslendin;

 

‘’aşk..’’

 

Durduğum yerde döndü dünya..gitti saçları iki yandan toplu,kırmızı tokalı kız..

Bıraktı pileli elbisesinin ucunu,annesinden kaçtı,sığındı gökkuşağına..

Gökkuşağı adın oldu..bir renk seçtim sana,hiç bir tuvalde görünmeyen..bir sokak buldum,yürüdüğümde benle beraber büyüyen..adını Istanbul koydum,izmire çevirdim yüzünü,

Soyunu ankaraya bağladım..hangi şehre gittiysem,benle gel istedim..öyle çok korktum ki sevilmemekten.kaçtım gittim içime..seni dışarda bıraktığım rüyaların anlamları bile sana çıkıyordu..

Bana tek yol sendin,

Denizlerden kalan..

 

Böyle bir gündü,

Bana adımla seslendin;

 

..’’aşk…’’

 

Unuttun dedim içimden benim adım;..saf’aşık..

 

 

 

Şimdi hangi karmaşığa katsam kendimi,ayrışıyor hücrelerim onca kargaşadan..yine kendine ait bir yer buluyor,sana sıkıca sarılabileceği tutsaklıklar arıyor tel örgülü zindanlarda..

ve;

Varlığının içimde bu kadar büyük olduğunu,gidişinle anlıyorum..

 

Hiç bir gün beni yarına çıkarmıyor artık, dünleri biriktiriyorum..

Dolduğunda yeni bir hayat kuracağım kendime..

Depozitosunu hiç istememiştim bu sevdanın,neden giderken yokluğunu da götürdün.?

 

Adın on harf,adın iki hece..

Söylenemeyenler gittikçe büyüyor içimde..

 

Karşılaşma ihtimalimizin olmadığı bir yer yüzüydü,

Bileklerim bu yüzden kesik..

 

Senin adın işte senin adın;

 

Yar yüzü…

 

Ayrılığın ,sen-de kalan haliyim

Gitme!..

 

 

 

Düş'ler (10) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı

25/4/2008 - affedilmeyenaforizma.

Kategori: Turuncu

kelimelerim,o salıncağa asıLı kaLdı..

 

 

 

Sen bunu bilemezdin o yüzden anlatmadım..

Korkulu bir çocuk olmayı ,geceleri tek başına yatarken üstüne gelen karanlıklardan kaçmayı,

Ve çocuk halinle bir çocuğa ana olmayı,onu sakınmayı kirli ellerden ve üstüne toz konduğunda

Tüm tarihi silebilmeyi..

Bunu anlayamazsın,o yüzden sustum..

 

 

Içimden bağırdığım zamanlarım oldu,duydun mu hiç?bir balkondan aşağı atarken tüm düşlerimi,tutunmaları için dal mı yaptın kollarını?

Sarmaşık mıydın ki duvarlarımı kaplayan?

Arasında oldukların mı,önünde durdukların mı?..hangisini becerebildin sahi,söylesene..sakar halinle çarptın yüzüme,yüzüme çarptın gerçekleri,

Yitirdim çocukluğumu!..

 

Ben de raif’in sabrı,Maria’nın aşkı ve üste giyilecek kürkten bir mantonun sırrı yoktu!..kimle karıştırdın,kime karıştırdın gözlerimi..

Annem,güzel kadınlar kutsal olur demişti ve ben benzeyemedim işte Meryem’e..çirkin,savruk ve kendi içinde kaybolacak kadar dağınıktım..toparlayamadım,topal ayaklarımı ve sakat bir yürekle devam ettim seni sevmeye..

Anlamlarını bilmediğin kavramlar yarattım adının baş harfinden..benden önce gelendin,sonraya yazılamadın..

 

 

Dizlerimi içime çektim,annemin rahmine yerleştim..kaçmak hastalıktır,bu illet bulaşırsa yakana tüm savaşlardan çekilirsin demiştin..

Ve yıkık dökük hallerime göndermiştin acımasız kararlarını..bir çarpışma anı,duyulan ses

Bak kırıldı kalbim,kırıldı..dur batacak ayaklarına,yürüme bana çıkmayan sokaklarda..daha fazla basma etime öleceğim..

Ateşkes,ateşi kes!diye sayıklamıştım,

Sakladın tüm seslerimi,saplarına taktın sapanların,

Beni kendimle