17/5/2009 - ...'a mektuplar-3
Bu geçip giden üçüncü bahar. Üç bahardır açmadım perdelerimi oysa denedim inan seni unutmayı. Aylarca uyudum, biri bana seslendiğinde yorganı başıma çektim. Sadece ikimizin olduğu bir dünya yaratmak için rüyalar gördüm. Yüzyıllarca uyudum, dudaklarımı öpen bir prens beklemeden uzattım saçlarımı. Gelmeyişinle uyandım, hayat beni beklemiyordu akarken, kalktım, koştum, yoruldum. Giderken bıraktığın acılardan kendime bir yol çizdim. her adımımda seni unutabilmek için tapındım Tanrı’ya. Yaralarımın üstünü başka adamlarla örttüm yarabandı niyetine. Unuttum sandım, özlemem sandım, bıraktığın iz geçti sandım. Kolaydı kendimi kendimle kandırmak, ben sadece sana kandım. kanadım, o adamlarla öpüşürken hep ağladım. Gittiler. ‘’sen’’yerlerim açıkta kaldı.. Değişmeyi de denedim. Saçlarımı boyattım, kestirdim, hiç yakışmayan renklere boyadım göz kapaklarımı. Ağlayınca akmayan rimeller sürdüm kirpiklerime. Nevresimleri değiştirdim, kendime yeni fincanlar aldım, yeni dostlar edindim kahvenin yanında, dedikodu yapabileceğim. Onlara seni anlattım. Eski kitaplar okudum, Yeşilçam sinemasının tüm filmlerini izledim, çalgıcıların şarkılarına eşlik ettim. Yapılacak işler listesi çıkarıp ajanda bile tutmaya başladım. Haftalarca aklıma gelmediğin oldu. İçimdeki irin aktı, İyileştim sandım. Yanıldım. İlk yanılgım değildi elbet. Sen saçlarımı açıp, boynumu kokladığında Tanrı’nın beni baştan yarattığına inanmıştım. Yeryüzünü terk etmiştim o vakit, senin yar yüzüne taşımıştım baharları. Gözlerimin içine aşkla bakan bir adam vardı! Adamın saçı sakalı ayrı renkti. Adam hiç gitmeyecekti. ‘’dokunarak anlatabileceğim bir aşk değil benim ki’’ Deyişini hatırlıyorum. Gideceğin belliydi, hep hazırda tuttuğum replikler uçup gitmişti. Kalakalmıştım, avuçlarıma damlayan yaşlarla. Telaşlanmış, teselli cümlelerini sıralamaya başlamıştın. Kim inanabilirdi ki, severek ayrılmaya? Seninle tenlerimizi değil uykularımızı paylaşmıştık ve ben artık yalnız yatmak zorundaydım. En çok bundan korktum. Keşke giderken, karanlıklarda yaşayabilmeyi öğretseydin. Keşke giderken benden nefret ettiğini söyleseydin. Kullanmak zorunda kalmazdım bu beynimi uyuşturan ilaçları. Değdi mi? Mutlu musun şimdi başka yataklarda, onlara da çay demliyorsun değil mi? Sonra geçip karşılarına hayallerini anlatıyorsun. Hayranlıkla bakıyorlar sana eminim. O bakışları gördükçe daha bir şevkleniyorsun, gülümsüyorsun, gamzelerin çıkıyor. Kadınlar o gamzelerin içine yerleşmek istiyor. Onlardan biri değil miydim? İki çift çocuk gözüyle reddetmiştim herşeyi, nasıl cesaretli nasıl korkusuzdum. Küçüktüm. Karşıma,dinlediğim masallardaki ejdarhaların, yaratıkların, kötü üvey annelerin çıkacağını düşünüyordum. Hayat, masallara ne kadar uzakmış. Ben nerde düşürmüşüm pamuk şekerlerimi? Otobüs duraklarını ezberlemiş, yol çizgilerini saymıştım. Biliyor musun senin şehrinle benim kentim arasında küçücük evler saklanmış, içlerinde türlü hayatların barındığı. Bir gün o evlerden birinde oturacağımızı hayal ederek geliyordum sana her defasında. Sense ben gelmeden önce göndermiş oluyordun, benden önce geleni. Evin hep topluydu ve ben almıyordum başka kadınların kokusunu. Keşke söyleseydin. Kimsenin ‘’sana âşık olma’’ hakkına karşı çıkmazdım. Herkes gibiydim ben de. Sana şarkılar tutuyor, yoldan geçen arabaları izliyor, sesini dinlemek için başka numaralardan arıyordum. Aklıma ne zaman gelsen, unutuyordum yapılması gerekenleri. Sen oyuncak dükkanındaki büyük parlak kırmızı kamyondun Ve ben ana babasının bıraktığı Kimsesiz çocuk. Seni, Sana asla sahip olamayacağımı bilmenin hüznüyle sevdim. Ne az şey biliyorum hakkında. Soru sormadım sana hiç, biliyorsun. Zamanla demiştik, zamanla keşfedeceğiz birbirimizi. Hücrelerinin yerlerini ezberlemek, iliklerine sokulmak ve aklını okuyabilmek için bu oyunu hiç bozmadım. Ben sırlarımı adaya gömdüm, sen giderken o adayı batırdın. Ki denedim inan. Yarım kaldığı üç noktalardan belli olmayacak bir hayat biçtim bize. Tel örgülerle çevrili ülkenin sınırlarını aşmaya çalışırken yaralandım, ellerim kanadı ama vazgeçmedim. sen dar alanda kısa paslaşmalara hazırlanırken ben sana ait olabileceğim tenhalıklar arıyordum. Keşke giderken bana unutmayı öğretseydin Ama hiç gelmediğin bir yerden dönerken kendine Gittiğini fark etmemiştin bile. özgenAydos
|