22/3/2008 - duybeniskender!

ben kocaman bir küçük iskender hayranıyım,evet!
yaşı,cinsiyeti,dini,imanı beni hiç ilgilendirmiyoR..
kelimelerine ve önünde eğdirdiği tüm cümlelerine aşığım..'
imkansız bir aşk kabul ediyorum,
Lakin onun yazdığı şiirleri,bir kadın bir erkeğe yazamaz..
yaşasın küçük iskender,
okuyun,okuyun,okuyun...
ama olur ya,
kimse okumazsa ben okurum!
|
Alp’in Defteri bir organ nakli gibi sevmiştim seni çürük gözlerine bağışlanan ellerim yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim darmadağın kadınların darmadağın ettiği erkekler gibi çok tehlikeli bir sırrı saklar gibi sevmiştim seni!
çok eskimiş bir aşkın hatırlanması sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması aslında işin açıkçası rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi fırtınanın camı çerçeveyi indirmesi gibi hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi sevmiştim seni!
ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi bir deniz gibi! neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi ortalık yerde durup dururken sevmiştim seni!
atlara kalırsa çoktan kaybettik savaşı! mızraklar kırıldı, kalkanlar delindi, ganimetler paylaşıldı! kasaba meydanında birbirini dövmekten yorulan iki kovboy gibi bir tabancayla tetiği gibi bir tabancanın kabzasıyla ibiği gibi kendisinden farklı, kendisinden ayrı bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi aynı bedene sıkılacak iki el kurşun gibi katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşta sevmiştim seni! |
| |
|
Küçük İskender |
|
|
Düş'ler (5) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı
|
7/2/2008 - küçüktümufacıktımtümbunlarainanmıştım.
-
-
- Mathilda: Hayat her zaman mı bu kadar zor, yoksa sadece çocukken mi?
- Léon: Bu hep böyle.
Léon: Mathilda, niye bana bunu yapıyorsun? Sana iyi davrandım. Dün şu kapının önünde, senin hayatını kurtardım.
Mathilda: Doğru. Ve şimdi de ondan sen sorumlusun. Hayatımı kurtardıysan, bunun için iyi bir nedenin olmalı. Beni kovarsan, o kapıyı açmış olmanın hiçbir anlamı kalmaz. Beni ölüme terk etmiş olursun. Ama kapıyı açtın.
Léon: Yani?
Mathilda: Eğer bana yardım etmezsen, bu gece ölürüm. Bunu hissedebiliyorum. Ve bu gece ölmek istemiyorum.
Mathilda: Léon, sanırım sana aşık oluyorum. Bu başıma ilk defa geliyor, biliyor muydun?
Léon: Daha önce hiç aşık olmadıysan, bunun aşk olduğunu nereden biliyorsun?
Mathilda: Çünkü hissediyorum.
Léon: Nerede?
Mathilda: Karnımda. Sıcacık. Daha önce hep bir yumru olurdu. Ama artık geçti.
Léon: Senin biraz büyümek için zamana ihtiyacın var.
Mathilda: Ben büyüdüm, Léon. Yaşlanıyorum.
Léon:Benim için tam tersi. Yeterince yaşlıyım. Olgunlaşmam için zaman gerek.
|
|
Düş'ler (0) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı
|
4/2/2008 - yoruldumdeniz.
zaman öyle yahut böyle, devam ediyordu koşusuna. tatsız ve lüzumsuz bir kalabalığın ortasında, yaşamaya çalışıyorduk iyi kötü. su eğimine gitmiyordu işte. kalabalık çoğaldıkça, yalnızlaşıyorduk. biz en çok da şölenlerde susardık. bir sukuşu ağır ağır geçerken düşlerimizden, şair dümdüz git el değmemi bir uçurum hüznüne buyururdu. uymadığımız her buyruğu telafi ederdik, onlar anlamazdı ki kuşatılmış sözcükleri vardı onların. sana sözcüklere takılma diyordum, son hatırladığımda; anlamı yanlış yerde arıyorsun. yüzümün anlamını bul, oraya/sevgilim, yeremya, at jiletini. ve işte zaman, ondan beridir devam ediyor yaşantısına. biz de ediyor muyuz bilemem. mahvettiğimiz bunca şeyden sonra, bir yerlerden başlıyorum artık kendimi yaratmaya demek istediysem de; gözgözü görmüyor dumandan zira yakılacak yer kalmadı yaşantımızda. bahsettiğimiz kalabalık ha olmuş ha olmamış*, denge zaten çoktan bozulmuş; "öyleyse kaldır şu gereksiz tanıklığı ortadan" *. ipi çek cambaz düşsün vaktidir/ben zaten çıkmışım aklımdan.
ne ipi çektiler, ne jiletini attı yeremya; zaman yolculuğuna devam etti, ben de ettim. yüzüme yakışmayan anlamı söktüm. bir kıyafet giysem, üç milyonluk bir güneş gözlüğü neyse; yüzüme anlam yakışmadığında; ayna her parçası kanatan bir başka dünya. oysa etrafı da seviyordum bir ara. yarım yamalak, yanlış, biraz da kaçak seviyordum kenti/seni ma gözüm asla eksik değil, çıkmasın aklından. bütün kubbelerini okşuyordum/yakalanmak pahasına sokak aralarında. o şehrin kubbelerini, ah iki gözüm, ne az okşayabilmiştim, ne çok seviyordum oysa. şimdi ağzımda terkedilmiş denizlerin tadıyla hapsolduğum bir devlet. zaman diyorduk, bir gerilla ıslık çalarak geçiyor zamandan. geçmesin de ne yapsın, acımasız bir çağı yaşıyoruz. çocuklar bile oynamıyor sokaklarda, bir tek kardan adam yok ortalıkta/kartopu oynamıyor haylaz çocuklar, ölüm/dolaşıyor sokak aralarında, ölüm dolaşıyor. şehirlere bombalar düşüyor biz-sevişiyoruz-durmadan. bir balgam tam zamanında hayatın ortasına düşüyor.
hayat ki zamanın bir diğer adıdır, birine sorsan; yanlış yaşanıyordu yanlış evlerde. yanlış sevişilirdi hep/aşk süsü verilirdi yalnızlık korkusuna. hayatı doğru yaşamaya talip birilerinden söz edilemezdi, ancak yanlış yaşamamaya talip olunabilirdi belki, belki de sadece vakit çok geçti. oysa kuşlarıyla susuşlarıyla/ bizim olan bütün kentler ezberimdeydi. kentleri tutkuyla okşadığım, kubbelerinden tanırdım. zamanı öldürebilmek isterdim, sırf onlar için ki onlar; okuldan kaçıp/sokakları avuçlayan, sinema kapılarında/ -düş de olsa- filmler kadar güzeş bir dünya kuran/ haylaz çocuklardır. oysa şimdi dışarda, ne bir kardan adam var, ne bir kuş kanadını özgürlüğe çırpıyor. çocuklar, en az türküler kadar uzak şu anda. bir şehir nasıl böyle yanlış yaşıyor? aşklar eksik yaşanıyor, kaldırımlar/yanlış adımlarla dolup taşıyor/eksik sevişiliyor odalarda.
bir hayal ne denli değişebilir ki? istanbul hep aynı, kuş yemi satıyor yaşlı kadınları. hüzün, zamana yenilmekten doğmuş. bundan sonra ne biz değişiriz, ne bu şehir. odalarda yanlış sevişildiği kadar hata yaptık biz de. onurdu çünkü karşı koyamasak da/yanlışları yaşarken inatçı bir çocuk gibi/ dimdik durabilmek hayatın karşısında. yaşamaksa herkes yaşıyor işte, yaz da geçer.
yoruldum artık deniz, sana yakışan bir tek sözcük bulamadım burada. kalkıyorum masadan
ALTAY ÖKTEM.
|
|
Düş'ler (0) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı
|
31/1/2008 - şehvet-sizaşk.

"Bugüne kadar onu kimse keşfetmemiş ve saklayıp kendine ayırmamışsa onun güzelliğini bilmediklerinden değil,ona şairane gözle bakmamalarından belkide bakamamalarındandı. Dizinin bağı çözülüp elleri titremeye başlayıncaya kadar uzun uzun seyrettiği bu kadını ömrü oldukça yalnızca yüzüne bakarak, saçının bir tek teline tutularak, gerdanındaki bir tek beni uğruna candan geçerek sevmenin mümkün olduğunu biliyordu.
Fakat kadın bir gecede onu bunca sevmişken bir ömür sevebilmenin ihtişamından ve o ihtişamın altında kalmaktan korktu ."
AŞKNAME ( İskender Pala )
silemedim,turuncuya boyadım..
|
|
Düş'ler (0) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı
|
31/1/2008 - "gelmesen onemli degil,gelsen onemli olurdu"

ben size ne yaptim cagri mi, armagan mi, ceza mi ne vardi boyle karsima gececek ben ne yazilar ne cizgiler yitirdim hatirlamadim ne var ki sizinki onlar gibi gitmeyecek
artik olan oldu gitseniz gitmeseniz bir ben de dus kursam da kurmasam da aklima yuzunuz gelecektir
ben size ne yaptim ne kotulugum dokundu size inanin -hos nicin inanacaksiniz- sizi su ana kadar tanimazdim inanmak, bilmek yakismaz size karsima cikmayacaktiniz. karsimda bir resim gibi simdi kurmadigim duslerin cizdigi, siz hem gozume hem dusunceme cakilip kaldiniz renklerinize ve bicimlerinize dus disi gerceklerin cizdigi siz
beni benden cikardiniz beni benden aldiniz goz gormeye-gormeye bir uzaga biraktiniz kendime donmeye artik cok gec.
özdemir Asaf
|
|
Düş'ler (2) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı
|
16/1/2008 - yorgunsun.
Yorgunsun, biliyorum...
En az benim kadar, belki de daha çok... yorgunsun ama inatla sürükleniyorsun peşimden. Ne zaman arkama dönüp baksam, sen hep ordasın. Hep o aynı yerde...
Aşkından geriye acılar kaldı Zaman dediğin sonunda senide çaldı Darmadağın edip uykularımı Yüreğimi hasretinle yakıp ta gittin
Senin yaraların beni üzer, benim üzüntüm seni yaralar her defasında. Biz çare değiliz birbirimize. İkimiz de en çok birbirimizden ödünç aldık hüzünlerimizi. Ve şimdi sen yorgunsun, ben ümitsiz...
Ne olur gitme artık acıların üstüne üstüne. Bir yerde kal ve orası bana uzak olsun ne olur. Ne sen hak ediyorsun bu denli üzülmeyi ne de ben.
Üstüme vurup bu karanlığı Yüreğimi benden alıp ta gittin Gökyüzümden toplayıp tüm yıldızları Bana ait ne varsa çalıp ta gittin
En iyisi unutmak her şeyi, geçmişi silmek en doğrusu. Gözlerindeki yaşların, yüreğindeki yorgunluğun sebebi olmasın artık sevdam. Kendine bir sığınak bul ve yaralı düşlerin uykusundan kaldır o yorgun yüreğini.
Sonra yeniden sev, ama yorulmadan ve yormadan aşkı... Biz hesapsız yaşadık sen doyasıya yaşa. Hadi... hemen şimdi, önce gözlerimi sil gözlerinden, sonra ellerimin sıcaklığını soğut avuçlarında. Beni hatırlatan her şeyi yok et. Yorulma artık benim için, gördün ki faydası yok. Yeniden başla ve mutlu ol dilediğince.
Gözlerim görmüyor, yetmiyor aklım Uzayan gecelere sığmıyor kahrım Bilsen gençliğimi uğruna yaktım Bir veda kurşunuyla vurup ta gittin...
Ama gelme artık karanlığıma... Yorgunsun biliyorum!... Ama seni çok seviyorum...
|
|
Düş'ler (3) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı
|
6/6/2007 - Bilirdin, ben daima büyük iddialara girerdim...
Bilirdin, ben daima büyük iddialara girerdim, örneğin seni sevmek, seni dünyanın yedi harikasından herhangi birinde yüzünden jiletle işaretlemek, indiğin noktadan yeniden göğe yakın bir zürafa gibi arabanın attığı her taklada sana yaklaşıyor olmanın sevinci arabanın attığı her taklada sana yakışıyor olmanın ürpertisi. Zordu. Çünkü, mart ayının soğuk bir salonuydu.
Çünkü hayat,
ölümün insana oynadığı en trajik, en mükemmel, en acımasız oyunuydu.
Senin için ölüyordum. Durum buydu...
|
|
Düş'ler (1) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı
|
12/1/2007 - Memleketimden İnsan Manzaraları...!

KADINLARIMIZ
Ayın altında kağnılar gidiyordu. Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru. Toprak öyle bitip tükenmez, dağlar öyle uzakta, sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişmiyecekti. Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle. Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti. Ayın altında öküzler başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi ufacık, kısacıktılar, ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında ve ayakları altından akan toprak, toprak ve topraktı. Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta yataklarında koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. Ve kadınlar birbirlerinden gizliyerek bakıyorlardı ayın altında geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. Ve kadınlar, bizim kadınlarımız : korkunç ve mübarek elleri, ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yârimiz ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve karasabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu. Ve ayın altında kağnılar yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.

galip
(şehirlerden birinde doğdu) (1300 küsür) tuhaf şeyler düşünmekle meşhurdur.
''kaat helvası yesem her gün,'' diye düşündü. (5 yaşında)
''mektebe gitsem,'' diye düşündü. (10 yaşında)
''babamın bıçakçı dükkanından akşam ezanından önce çıksam,'' diye düşündü. (11 yaşında)
''sarı iskarpinlerim olsa, kızlar bana baksalar,'' diye düşündü. (15 yaşında)
''babam neden kapattı dükkanını? ve fabrika benzemiyor babamın dükkanına,'' diye düşündü. (16 yaşında)
''yövmiyem artar mı?'' diye düşündü. (20 yaşında)
''babam ellisinde öldü ben de böyle tez ni öleceğim?'' diye düşündü. (21 yaşındayken)
''işsiz kalırsam,'' diye düşündü. (22 yaşında)
''işsiz kalırsam,'' diye düşündü. (23 yaşında)
''işsiz kalırsam,'' diye düşündü. (24 yaşında)
25 yaşında altı ay işsiz kaldı.
''işsiz kalırsam,'' diye düşündü. (26 yaşında)
ve zaman zaman işsiz kalarak ''işsiz kalırsam,'' diye düşündü. (50 yaşına kadar)
51'inde ''ihtiyarladım!'' dedi ''babamdan bir yıl fazla yaşadım.''
şimdi 52 yaşındadır ve saplanıyor kafası geceleri düşüncelerin en tuhafına: ''kaç yaşında öleceğim ve ölürken üzerimde yorgan olacak mı?'' diye düşünüyor.

hatice, piraye, pirayende doğum yeri neresi kaç yaşında sormadım düşünmedim bilmiyorum. dünyanın en iyi kadını dünyanın en guzel kadını benim karım. bu bahiste realite umrumda değil 939 yılında istanbul'da tevkifanede başlanıp ...................... biten bu kitap ona ithaf edilmiştir.
" bir çeşit balık, bir çeşit agac bir çesit maden gibi memleketimizde bir insan yasıyor ki omrunun anlatilmaya deger ve bir turlu unutulmayan hatirasi muharebeler .... merdivenlerin ustunde gunes bir bas yesil sogan ve bir insan: ahmet onbasi. balkan harbinde gitti seferberlikte gitti. yunan harbinde gitti "ha dayan hemserim sonuna vardik" sozu meshurdur.
bir dönemeci geçiyor tren. arkadaki vagonlar görünüyor .....birer birer .........bağlı birbirine .................ve çok uzak. şaşırıyor birdenbire insan bu çok uzak ve çok arkadaki şeylere bağlı oluştan...
şairliğin şiir yazmak değil,şiirin içine girmek olduğun uanlamamı sağlayan..ustam..Piraye gibi sevilecek kadın olmak istiyorum...
|
|
Düş'ler (3) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı
|
12/1/2007 - Düşümden düşen düşüm...
çoklu anlam taşıyan bir kelime örnek verelim
düşmüydü, düşerken düşümde düşlediğim? düşerken düşümde düşlüyebilirmiyim? düşük ,düşkün bir düş olsa bile.
düşlerimin hepsi düştü. düşlerim ve sen düşlerken seni , düşmek düşümde
sen, ben ve düşlerim, düş gibi bir düş içinde düşdük bir düşüştede
düşerken düşümde , seni düşlüyordum. düşümdeydin . düşünüyordum düşerken düşümde , düşkün ,düşük düşümde düşümde düşüyordum seni düşlüyerek düştüm
düşlerimin hepsi düşümdeydi. düşüyordun birlikte düşlerim ve sen düşünürken seni , düşmek düşümde … düştün
sen, ben ve düşlerim düşsel bir düş içinde düşünceler içinde düşük bir düşde düştük
düşündükçe düşümde, düşüşünü,düşüşümü, düştür diyorum. üşüyorum.

düşüm düştü sensizliğe..
sensizlik düşüm oldu gerçeklerde..
gerçekten de..
ayrı yaşanırmış düşler de gerçekler de..
ya sen gerçek miydin
düş mü?
düşümden düştüğün yer,,neresiydi???
|
|
Düş'ler (1) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı
|
12/1/2007 - Tanrının kendinden daha güçlü yarattığı şey...
 

Aşk!!....
"hanselle gretel,seker ve çikolatanın büyüsüne kapılıp cadının evinde buluverirler kendilerini... güzel,tatlı sözlerin söylendikçe tükenmesi,düsündükçe eskimesi ve anlamsızlasması gibi tükenirken tüm efsane asklar,tıpkı hansel ve gretel gibi kandırılmıs hissetmiyor musunuz siz de?
.............................................................
love can touch us one time and last for a lifetime
o uyurken onun yerine de yasamaktir, anlasilmasa da.
hayat boyu neden "o"nunla beraber olmadım sorusuna "büyüsü bozulmasın diye" cevabını verebilmektir.
aşk iki kişilik bir cümlede gizli özne olmaktır. siz, değmez insanlarla didişirken ıskaladıklarınızdır aşk
sanılandır... yalnızca sanılan... bir tek sızıları gerçektir, geçeceğini bilsen de acıtan...
şapkadan tavşan çıkartan bir ilüzyonist gibidir..bir zaman şapkadan tavşan çıktı çiçek çıktı rengarenk mendil çıktı sanırsınız,sonra bunun bir ilüzyon olduğunu anladığınızda elinizde sadece şapka kalır,ne tavşan ne de çiçek.hepsi kaybolur gider
"aşk en adi şaraptır. yıllandırmaya gelmez. bir ay sonra ekşiyip sirke olur; ama sen onu hep o tadıyla anarsın. içemediğine yanarsın. aşkı bulursan iç evlat. nasılsa yıllandıramazsın."
|
|
Düş'ler (1) :: Düş'ünü yaz :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
normal bir gündü, sabah kalkıp avuçlarımı kestim..'
Düşleyebildiklerim
before meI have rosy rashI wanna kiss themlove no longer lives hereMY dreamsNothingTuruncu
Kahramanlarım
• maviyalnizlik • langirt • herseyimdinsen0810 • j0ker • papis85 • ordabirokulvar • dontsrry • cavenaghi • turkiyedeyasamak • Surgundekimavi • enciyadaenci • koddelisi • ussuahkam • spongefugi • deMuse • karaf • tropicalmalibu • dsdtext • icselmonologlar • beyazgelinciik • HuzunLeriNPrenseSi • toprakbulutu • siirimsilerle • yagmurtuana • valeroso • sevgiliask • simariq • yagmurvebiz • ucer • mirayy • ODEJA • ozcansanat • rapkamyonu • silencieux • sr1603 • sevdiyar47 • suskunlugumsiyahinmatemi
|