8/9/2009 - Tehlikeli Masallar
Seneler evvel uzak diyarlarin birinde guzel bir kiz yasarmis babasi ve uvey annesiyle birlikte. Bu uvey anne kiza dusman olacak ya, her firsatta ayagini kaydirmaya calisirmis...bu uzak diyarin bir de cocuklari olmayan kral ve kralicesi varmis. gece gunduz bir cocuk icin dua ederler, adeta cocuklari olsun diye yanip tutusurlarmis. Allah bu iki kuluna acimis ve bir elci gondermis. elci saraya gidip kral'a "benim dediklerimi yaparsaniz Allah sizi bir cocukla mukafatlandiracaktir" demis. cocuk ugruna her careye basvuran kral elciyi dikkatle dinlemeye baslamis... "bahcenize bir gul tohumu ekin ve tohumu ekerken 'Allah'im dualarimizi kabul et ve bize hayirli bir evlat nasip et' deyin ve o gece birlesin" demis. kral ve kralice elciyi bir guzel agarladiktan sonra bahceye tohum ekmeye gider ama eksik dua ederler 'Allah'im bize bir evlat ver de nasil verirsen ver'...
kralice hamile kalir ve aylar gecer...ulkenin her bir yerinde senlikler duzenlenir ve dogum ani gelir...kralice sancilar icindedir ama cocuk bir turlu dogmaz..ulkenin butun ebeleri yardima gelir ama hicbiri kraliceyi dogurtamaz. beceriksiz ebelerin de boynu bir guzel kilictan gecirilir. bunu duyan uvey anne "benim uvey kizim kraliceyi dogurtabilir" der...akli sira kizi kilictan gecirip ebediyyen ondan kurtulacaktir. bunu duyan kral kizi sarayina cagirtir. kiz saraya aglaya aglaya giderken, kralicenin hamile kalmasini saglayan elciyle karsilasir.
Elci: "Niye agliyorsun kizim?" Kiz: "Kimsenin dogurtamadigi kralice icin ben gorevlendirildim ama biliyorum ki basaramayacagim ve benim de sonum digerleri gibi olum olacak..." Elci" "korkma kizim, oncelikle beni dinle. kralice benim ona soyledigim duayi okumadigi icin Allah onu cezalandirdi ve ona bir yilan evlat nasip etti. kralice 9 aydir karninda bebek diye bir yilani tasidi ve buyuttu..onu dogurtabilmenin tek yolu odaya bir sut kazani koyman...kokuyu duyan yilan anne karnindan cikacaktir"
kiz elcinin sozlerine inanamaz ama tek caresi oldugunu da bilir ve sarayin yolunu tutar.... saraya giren kiz apar topar kralicenin odasina goturulur...korkudan tir tir titreyen kiz hizmetkarlardan bir kazan sut ister ve kazani kralicenin yanibasina koyar. sut kokusunu duyan yilan yavas yavas cikmaya baslar. kralice elcinin de dedigi gibi gercekten bir yilan cocuk dogurur ama evlatdir der ve bagrina basar. yalniz ulkedeki hic kimseye gosterilmez yilan cocuk, bir tek onu dogurtan kiz bilmektedir...
aylar aylari, yillar yillari kovalar. yilan prens buyur ve evlenmek ister. ulkenin her yanina haberler yayilir ve kizlarin hepsi bu gizemli prensle evlenmek icin yarisirlar. yilan prens evlenir evlenmesine ama evlendigi kizlarin sabaha olusu cikar hep...kizlarin tek tek bogulup oldugunu duyan uvey anne bu sefer yine sarayin yolunu tutar ve "benim uvey kizim kraliceyi dogurtmayi basarmisti, prensle de bir tek o evlenebilir" der..kral razi olur ve kizi sarayina cagirtir. kiz prensin bir yilan oldugunu bilen tek kisidir ve bu sefer gercekten olume mahkum oldugunu anlar. son bir kez annesinin mezarina gider ve aglamaya baslar. aglarken bizim malum elci yine kiza gorunur ve der ki: "kizim eger benim sozumu dinlersen bir omur boyu mutlu olursun, ama dinlemezsen yilan prens seni de bogacaktir. evlendigin gece 40 kat elbise giy ustune ve yilan senden soyunmani istedikce 'ben 1 kat cikartirim ama sen de 1 kat derinden soyun' diyeceksin" der ve gozden kaybolur.
dugun olur ve kiz 40 kat elbisesiyle yilani odada beklemektedir. yilan kizdan soyunmasini ister. kiz da elcinin dedigi gibi "soyunurum ama once sen" der..yilan bir kat derisinden soyunur, kiz da 1 kat elbisesinden..bu boyle devam eder. yilan butun derilerinden arindiktan sonra yakIsIkli bir prense donusur ve kizla omur boyu mutlu olurlar...
"mutlu olabilmek icin kirk derisinden soyunan yilanla kirk gomlegini cikaran kizi dusunuyordum. ben de tek tek gonleklerimi cikarmaliydim, cirilciplak kalmaliydim, ama bunu karsimdaki kadindan once yaparsam o beni sokacakti, kadin benden once soyunursa ben yilan olup onu sokacaktim, bunu ayni zamanda yapmaliydik, ama bir kadinla erkegin ayni zamanda kendi ruhlarinin kirk gomleginden siyrilip soyunmalari imkansiz denecek kadar zordu. birinden biri oburunun karsisinda giyinik kalip yilanlasiyor ve karsisindakini sokuyordu; bir yilan ya da kurban olmaktan birini secmek zorunda kaliyordu insanlar, bense artik ne bir yilan, ne de kurban olmak istiyordum..."
Ahmet ALTAN
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/8/2009 - düş(me)ler / aşk bitti
I
..üstat, beni müsait bir şiirde indir...
bugün bir şiir bile uğramadı yanıma sana uğradı mı bilmiyorum pencere kenarında yağmuru seyrettik yalnızlığımla, balkona astığımız düşlerimizi içeri aldıktan sonra
kimsenin öğretmediği bir şeyi öğretmeni dilerdim../..ayrılırken ama sen herkesin öğrettiğini yineledin şimdi aşk../..inançlarını yitiren bir ayyaştır köprü altlarımda
deniz kabuklarından bir mumluk yapmıştım sana, vermeye zamanım olmadı şimdilerde içinde yakıyorum, sesini duyuramayan kelimelerimin yorgunluğunu biliyor musun../..bilmem sen cümlelerimin 1. Kordonuydun
II
..susmaya gidiyorum.../..birazdan dönerim..
acil servis gibi yetiştim bütün kanamalı sevdalarıma yanlarına gittiğimde, odaları boştu../..çarşafları temiz bir küçük not bile yoktu../..”kurtardığınız için teşekkür ederiz”
bu yüzden emekliliğimi istedim yorgun aşkların baş hekiminden tazminatım suskunluk beni ait olmadığım şehirlerde aramayın, adresimin caddesi../..burukluk
III
..teri soğumamış bir ayrılıkla içilen özlem, ateş yapar..
dün gibi hatırlıyorum ayrıldığımız günü 24 ocak../..kış../..kıyamet../..felaket sanki herkes beni görmek için toplanmıştı şehir meydanında parmaklarıyla gösteriyorlardı../..“işte bu kadın terk edildi” naralarıyla bu günlerde../.dalgasını geçebiliyorum vedaların o günlerde../..serum kokularına bulaşmıştı bütün kılcal damarlarım
gerçekte kim olduğunu çok düşündüm, özleminin yer yer sağanak yağışlı olduğu zamanlarda galiba artık biliyorum sen../..büyümeye zamanı olmayan çocukların, dar zamanlarda attığı içten bir kahkahasın
beni beklemeye gidiyordun.../..galiba yolu şaşırdın
IV
...bu şiire girmek hüzünlü ve yaşlıdır..
biraz önce gözlerimden düştün seni ıslattığım için üzgünüm yanaklarımda kurumanı istemezdim, dudaklarıma almışken ıslaklığını sen../..gözlerim../..ve katre
sana yaşatmak istediğim çok şey vardı, aşk’da kısa çubuğu ben çektim...
V
...kırgınlıklarımı kaybettim, hükümsüzdür...
sabaha karşı gittiğin için bağışladım seni sen de kendini bağışladın mı../.. bilmiyorum zor oldu indirmek resimlerini duvarlardan ki.../..tozlanma diye albümlerde yaşatmadım seni seni../..bir “anı” olsun diye sevmedim
...ve hiç aldatmadım../..kirpiklerimle bile
çok önceleri sorduğum bir soruydu, “şiir bir aşk’ı kurtarabilir mi?” diye yirmi dokuzuma iki adım varken gülümsüyorum da, şiir bir aşk’ın ancak bekçisi olabilir
VI
...bu şiirde U dönüşü yapılmaz...
illegaldir bütün terk edişler, ölümlerde dahil...
VII
...kızım bahara aldanma, üstüne yine de bir şiir al sen..
mayıs’ın çocuklarıyız ikimizde belki de bu yüzden acele ettik ayrılmak için, tenlerimizin ateşi bizi kavurmasın diye..
biliyorsun../..çok erken aldım hediyemi senden seninkini vermek içinse çok geç
doğum günün kutlu olsun../..unutmadı giritlalesi mumlarını söndürdüm../..yüzümde gönderdiğim dileklerin gölgesi
VII
...aşk dersem çık, ayrılık dersem çıkma..
dedim../..çıkmadın aşk bitti...
pelin onay
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/3/2008 - duybeniskender!

ben kocaman bir küçük iskender hayranıyım,evet!
yaşı,cinsiyeti,dini,imanı beni hiç ilgilendirmiyoR..
kelimelerine ve önünde eğdirdiği tüm cümlelerine aşığım..'
imkansız bir aşk kabul ediyorum,
Lakin onun yazdığı şiirleri,bir kadın bir erkeğe yazamaz..
yaşasın küçük iskender,
okuyun,okuyun,okuyun...
ama olur ya,
kimse okumazsa ben okurum!
|
Alp’in Defteri bir organ nakli gibi sevmiştim seni çürük gözlerine bağışlanan ellerim yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim darmadağın kadınların darmadağın ettiği erkekler gibi çok tehlikeli bir sırrı saklar gibi sevmiştim seni!
çok eskimiş bir aşkın hatırlanması sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması aslında işin açıkçası rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi fırtınanın camı çerçeveyi indirmesi gibi hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi sevmiştim seni!
ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi bir deniz gibi! neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi ortalık yerde durup dururken sevmiştim seni!
atlara kalırsa çoktan kaybettik savaşı! mızraklar kırıldı, kalkanlar delindi, ganimetler paylaşıldı! kasaba meydanında birbirini dövmekten yorulan iki kovboy gibi bir tabancayla tetiği gibi bir tabancanın kabzasıyla ibiği gibi kendisinden farklı, kendisinden ayrı bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi aynı bedene sıkılacak iki el kurşun gibi katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşta sevmiştim seni! |
| |
|
Küçük İskender |
|
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/2/2008 - küçüktümufacıktımtümbunlarainanmıştım.
-
-
- Mathilda: Hayat her zaman mı bu kadar zor, yoksa sadece çocukken mi?
- Léon: Bu hep böyle.
Léon: Mathilda, niye bana bunu yapıyorsun? Sana iyi davrandım. Dün şu kapının önünde, senin hayatını kurtardım.
Mathilda: Doğru. Ve şimdi de ondan sen sorumlusun. Hayatımı kurtardıysan, bunun için iyi bir nedenin olmalı. Beni kovarsan, o kapıyı açmış olmanın hiçbir anlamı kalmaz. Beni ölüme terk etmiş olursun. Ama kapıyı açtın.
Léon: Yani?
Mathilda: Eğer bana yardım etmezsen, bu gece ölürüm. Bunu hissedebiliyorum. Ve bu gece ölmek istemiyorum.
Mathilda: Léon, sanırım sana aşık oluyorum. Bu başıma ilk defa geliyor, biliyor muydun?
Léon: Daha önce hiç aşık olmadıysan, bunun aşk olduğunu nereden biliyorsun?
Mathilda: Çünkü hissediyorum.
Léon: Nerede?
Mathilda: Karnımda. Sıcacık. Daha önce hep bir yumru olurdu. Ama artık geçti.
Léon: Senin biraz büyümek için zamana ihtiyacın var.
Mathilda: Ben büyüdüm, Léon. Yaşlanıyorum.
Léon:Benim için tam tersi. Yeterince yaşlıyım. Olgunlaşmam için zaman gerek.
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/2/2008 - yoruldumdeniz.
zaman öyle yahut böyle, devam ediyordu koşusuna. tatsız ve lüzumsuz bir kalabalığın ortasında, yaşamaya çalışıyorduk iyi kötü. su eğimine gitmiyordu işte. kalabalık çoğaldıkça, yalnızlaşıyorduk. biz en çok da şölenlerde susardık. bir sukuşu ağır ağır geçerken düşlerimizden, şair dümdüz git el değmemi bir uçurum hüznüne buyururdu. uymadığımız her buyruğu telafi ederdik, onlar anlamazdı ki kuşatılmış sözcükleri vardı onların. sana sözcüklere takılma diyordum, son hatırladığımda; anlamı yanlış yerde arıyorsun. yüzümün anlamını bul, oraya/sevgilim, yeremya, at jiletini. ve işte zaman, ondan beridir devam ediyor yaşantısına. biz de ediyor muyuz bilemem. mahvettiğimiz bunca şeyden sonra, bir yerlerden başlıyorum artık kendimi yaratmaya demek istediysem de; gözgözü görmüyor dumandan zira yakılacak yer kalmadı yaşantımızda. bahsettiğimiz kalabalık ha olmuş ha olmamış*, denge zaten çoktan bozulmuş; "öyleyse kaldır şu gereksiz tanıklığı ortadan" *. ipi çek cambaz düşsün vaktidir/ben zaten çıkmışım aklımdan.
ne ipi çektiler, ne jiletini attı yeremya; zaman yolculuğuna devam etti, ben de ettim. yüzüme yakışmayan anlamı söktüm. bir kıyafet giysem, üç milyonluk bir güneş gözlüğü neyse; yüzüme anlam yakışmadığında; ayna her parçası kanatan bir başka dünya. oysa etrafı da seviyordum bir ara. yarım yamalak, yanlış, biraz da kaçak seviyordum kenti/seni ma gözüm asla eksik değil, çıkmasın aklından. bütün kubbelerini okşuyordum/yakalanmak pahasına sokak aralarında. o şehrin kubbelerini, ah iki gözüm, ne az okşayabilmiştim, ne çok seviyordum oysa. şimdi ağzımda terkedilmiş denizlerin tadıyla hapsolduğum bir devlet. zaman diyorduk, bir gerilla ıslık çalarak geçiyor zamandan. geçmesin de ne yapsın, acımasız bir çağı yaşıyoruz. çocuklar bile oynamıyor sokaklarda, bir tek kardan adam yok ortalıkta/kartopu oynamıyor haylaz çocuklar, ölüm/dolaşıyor sokak aralarında, ölüm dolaşıyor. şehirlere bombalar düşüyor biz-sevişiyoruz-durmadan. bir balgam tam zamanında hayatın ortasına düşüyor.
hayat ki zamanın bir diğer adıdır, birine sorsan; yanlış yaşanıyordu yanlış evlerde. yanlış sevişilirdi hep/aşk süsü verilirdi yalnızlık korkusuna. hayatı doğru yaşamaya talip birilerinden söz edilemezdi, ancak yanlış yaşamamaya talip olunabilirdi belki, belki de sadece vakit çok geçti. oysa kuşlarıyla susuşlarıyla/ bizim olan bütün kentler ezberimdeydi. kentleri tutkuyla okşadığım, kubbelerinden tanırdım. zamanı öldürebilmek isterdim, sırf onlar için ki onlar; okuldan kaçıp/sokakları avuçlayan, sinema kapılarında/ -düş de olsa- filmler kadar güzeş bir dünya kuran/ haylaz çocuklardır. oysa şimdi dışarda, ne bir kardan adam var, ne bir kuş kanadını özgürlüğe çırpıyor. çocuklar, en az türküler kadar uzak şu anda. bir şehir nasıl böyle yanlış yaşıyor? aşklar eksik yaşanıyor, kaldırımlar/yanlış adımlarla dolup taşıyor/eksik sevişiliyor odalarda.
bir hayal ne denli değişebilir ki? istanbul hep aynı, kuş yemi satıyor yaşlı kadınları. hüzün, zamana yenilmekten doğmuş. bundan sonra ne biz değişiriz, ne bu şehir. odalarda yanlış sevişildiği kadar hata yaptık biz de. onurdu çünkü karşı koyamasak da/yanlışları yaşarken inatçı bir çocuk gibi/ dimdik durabilmek hayatın karşısında. yaşamaksa herkes yaşıyor işte, yaz da geçer.
yoruldum artık deniz, sana yakışan bir tek sözcük bulamadım burada. kalkıyorum masadan
ALTAY ÖKTEM.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Aslında hep farkındaydım senin için bir havaalanı olduğumun. İstediğin saatte siktirip gider, istediğin gece/özellikle ben uykudayken/ağzına sıçmak için uykularımın/ inerdin bana sertçe, frensiz, ışıksız, ve gürültülü! Bir merdiven akardı, akardı tüm basamakları ergenliğimin giderken sen... Çoğunluk ağlardım! Dişlerim ağarırdı inan. Bir köpek havlardı, bir kedi miyavlar, bir keçi geviş getirirdi. Tüm şehir siktir olup giderdiniz, tüm binalar, tüm sokak lambaları ve şiirler...
Rahman Yıldız.
Kategoriler
Arkadaşlarım
• j0ker • valeroso • beyazgelinciik • yagmurtuana • Özcan Çeltik • ordabirokulvar • siirimsilerle • ussuahkam • huzunlerinprensesi • papis85 • silencieux • S£RÇ£ serçe • surgundekimavi • sevgiliask • toprakbulutu • yagmurvebiz • mirayy • odeja • rapkamyonu • spongefugi • suskunlugumsiyahinmatemi • sr1603 • turkiyedeyasamak • sevdiyar47 • koddelisi
|