Ben Ağlamadım, Kedi Belki

Bu kadar içiyorsam benim suçum değil. Belki de benimdir ama buna Tanrı inanmasın istiyorum.O bundan hoşlanmaz, yani bana öyle öğrettiler. O nu kızdırmak istemiyorum çünkü ben öteki dünyadan çok korkuyorum. Bilmiyorum ki ne yaparız orada? Malınız mülkünüz sizinle beraber gelmeyecek yazıyor kitaplarda, peki Tanrım annemi yanıma almama izin verir misin? Bir de ben vatanımın insan kokan toprağını çok özledim. Belki insan kokmuyordur ben öyle hissediyorumdur, belki de özlemeye bahane arıyorumdur. Y ada birini, bir şeyi özlemek için illa bir bahane gerekmiyordur. Öyle özlüveriyoruzdur..
Şehirler geçiyor aklımın içinden, insanlar, sevdiklerim sevmediklerim..’’ Durun’’ demek istiyorum ‘’bu da kafa yani! ‘’..Durmuyorlar hatta adımlarını sıklaştırıyorlar, ‘’tik tak tik tak’’ .. Daha hızlı düşünüyor, acele acele konuşuyor sonra uyuyorum. Çok yorucu. Konuşmaya çalışmak gibi, insanlarla. Aman diyeyim, ceza vermek istediği zaman susan insanı kırma. O zaman dünyanın en pis insanı gibi hissediyorsun kendini. Suçu kendine yüklüyorsun, yemeden içmeden kesiliyorsun. Tamam burada abarttım, aslında kendini içmeye veriyorsun. Aklından gözünün içine bakıp güldüğü sahneler geçiyor, pencereye bir kuş vuruyor, küfür ediyorsun hiddetle..
Beni okuma! Sana benden öncesini hatırlatmak istemiyorum. Bu bizim hikayemiz. Sokma başkalarını. Benim de yaram var, bak kirpiğimin solunda. Beni de incittiler, kırdılar, yalan söylediler. Ama ben seni bir gördüm, öyle bir gördüm ki arkama bakmadan koştum. Suç mu? İstersen toplayayım geçmişi torbaya atayım önünde. Bundan hoşlanacağı sanmam. Bundan kimse hoşlanmaz. Anlıyor musun?
Seni düşünmek diye bir şarkı çalıyor şimdi. Şarkı söylemek istiyorum ama sesim dayanılacak gibi değil. Yoksa bir Zeki Müren patlatırdım sana şimdi burada! Şarkı biterdi, sen bitmezdin. Ben sana anlatmak isterdim her şeyi. Anlatamazdım, oysa sen o kadar anlayışlı bakardın ki, sokak kedisine dönürdüm o vakit. Dizinin dibine koyar, kafamı okşarsın arada. Yeter bana.
Aslında çoğu zaman senden vazgeçmeyi düşünüyorum. Adını bellediğimden silmeye çalışıyor, sinirlerime hakim oluyorum. İnsan uzaktayken sabretmeyi öğreniyor. Kafasına estiğinde çekip gidemeyeceğini anlıyor. Gidebileceği tek yer kilometrelerce uzaktaysa. Her aklıma estiğinde de unutamıyorum bu yüzden.
Biliyor musun,konuşmayı becerebilseydim yazmaya ihtiyaç duymazdım.. Ama konuşurken dövüyorum ben, içimdekilerde içimde kalmaya devam ediyor.. Keşke başka türlü olsaydı. O zaman biz de başka türlü olabilirdik. Öyle olsak n’olacaksa? Kendimizi diğerlerinden biri olarak görmeyi kabullenemiyoruz pek, bu yüzden kendini diğerlerinden farklı olarak gören sıradan insanlar oluyoruz.
Tuhaf.
Ama belki dahası.. Yoktur. Bu kadarızdır. Aramadığında sana kızarım ve sen de işin olduğunu söylersin. Yani masalsı bir aşka, acılara, yeter duygusuna sahip değilizdir. Bu dünyada aptal kadınlar ve kodaman adamlar, kötü siyasetciler mükemmel yalancılar var. Üstelik kimse kimsenin umurunda değil. Gücenme ama böyle bir dünyada seni bu kadar sevdiğime şükret!Yavaştan ayıldığıma göre, bundan sonrası mantıklı cümleler kurmak için beyninin kıvrımlarını zorlayıp bir de ona edebi değerler katarak konuşmaya çalışan bir kadının çaresizliği olacak. .

Uyku olmasaydı..
‘’Bana bazen kim olduğunu soruyorlar Edward, buğulu halimin arkasından baktığım, gözlerinden yaş yerine cam akıtan bir adam diyemiyorum işte..’’ repliği çalınıyor kulağıma. Uyuyorum,
Uyku iyiki var.
Özgen

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !