Beyaz Elbise

Beyaz topuklu ayakkabılarının üstünde yürümeye çalışan beyaz elbiseli kadının yüzünde yabancılara özgü şaşkın ifade vardı. Otobüste bulduğu ilk boş yere oturup çantasından kitabını çıkardı. Bunu yaparken çevresindekilere gülümsedi. İnsanlardan özür dilemeye çalışıyordu. Belli ki arkasında bıraktığı birileri vardı, hoşçakal demeden bırakıp gittiği. Kadın hiç tanımadığı insanlara gülümserken, arkasında bıraktıkları hoşça kal demeden çekip gideceği birilerini arıyorlardı muhakkak. Aklımdakileri okumuşcasına, ‘’dünya böyle bir yer’’ diye mırıldadı kadın, göz göze geldik. Bu kalabalıkta sesinin duyulmayacağını düşündüğünden olsa gerek yüzü kızardı.
Kimbilir ne kadar çaba sarfetmişti ‘’utanmamayı’’ öğrenmek için. Özenmiş olmalıydı, dilediğince yaşayan, dilediğince aşık olan, dilediğince gülen, kimselere aldırmayan insanlara. Kendisi de öyle gözüküyordu aslında. Omuzlarını öne çıkarmaya çalışarak da ben çok güçlüyüm demeye çalışıyordu sanırım. Kibar kadınlar asla böyle yapmazdı bu yüzden O’nun argo konuşmayı sevdiğini düşündüm.
Belki de yanılıyordum, otobüsteki diğer insanlardan bir farkı yoktu. Birazdan kahvesini içmek için arkadaşıyla buluşacak ve akşama kadar dedikodu yapacaktı, sevgilisiyle de buluşabilirdi elbet, sürekli elleriyle saçlarını düzeltiyordu çünkü. Belki de yeni birileriyle tanışmaya çalışacaktı, onlara hikayelerini anlatacaktı. Öyle güzel hikayeler olacaktı ki bunlar, karşısındakiler yalan olduğunu bildikleri halde hep bir daha dinlemek isteyeceklerdi. Tam bunları düşünürken, ‘’aşk,hayalkırıklığıdır ‘’ diye mırıldandı yeniden. Aklımdan geçenleri mi okuyordu, yoksa yanlış mı duyuyordum? Gözlerimi düeollaya hazırlanan bir adam gibi gözlerine diktim. Dudaklarını büktü. Sanırım ağlayacaktı. Bu yüzden güneş gözlüğünü taktı. Gözlüğün camında kendimi gördüm. Gözlerini artık göremiyordum ama bana baktığından emindim. Bu haksız durum beni rahatsız etmedi. Öyle bir bakış attım ki camda gördüğüm yansımama onun bir korkak olduğunu farkettiğimi anladı. Başını yeniden kitabına eğdi. O gerçekten bir korkaktı; en güçsüz zamanlarında bir set çekiyor ve arkasına saklanıyordu. Şimdiye kadar hiçbir sorununun üstüne gitmediğinden emindim. Nasıl olduğunu soranlara da kahkahalarla cevap veriyor ve konuyu geçiştiriyordu. İyiyim diyemediği halde herkes onun iyi olduğunu düşünebiliyordu böylece. Çünkü sadece mutlu insanların güldüğünü öğrenmiştik ve dünyada en çok gülenlerin kalplerinde keskin bir ağrı taşıdıklarından habersizdik.
- ‘’Bir şey mi söylediniz?’’ diye sordum.
- ‘’Aşk’’ dedi, ‘’hayalkırıklığıdır. Kitapta böyle yazıyor. Birileri beni duysun diye bazı şeyleri yüksek sesle söylüyorum. Herkes en büyük acıyı kendinin sanıyor ama benzer hikayelere sahibiz hepimiz. Hepimiz dudaklarımızla öpüyoruz sevgilimizi, anneler memeleriyle emdiriyor çocukları, kalbimizle seviyoruz vatanımızı. Anlasınlar istiyorum hiçbir acı öldürmüyor insanı ama yaşlandırıyor.’’
- ‘’Bunları da kitapta mı okudunuz?’’ diye cevap verdim. Yine dudaklarını büzdü ve kitabı okumaya devam etti. Dudaklarını büzmek onu çok sevimli yapıyordu ve birileri bunu O’na benden önce söylemişti. Bu yüzden sustum. Ama gözümü ondan alamıyordum. Güzel sayılmazdı ama ilginçti. Kendini dışarda görse korkardı çünkü ilginç şeyleri sevmezdi. Sonunu bilmediği keşiflere çıkamazdı örneğin. Nazan Öncel’in ‘’gidelim buralardan’’ şarkısını duyunca farkettim ki telefonu çalıyordu. Yüzünde hayalkırıklığını gördüm. Anladım, aşıktı.
-
- ‘’Alo, konuşmadık. Tabiki aramayacağım.’’ Karşısındaki sesin söylediklerinden hoşnut olmamış olacak ki kapatıverdi telefonu. Gözlüğünü çıkardı, otobüs camından dışarıya baktı. Sol taraftaki otelin onu duygulandırması mümkün olmadığından, dolan gözlerine aklına gelenlerin sebep olduğunu anladım.
- ‘’Ben kendimi severdim, O’da beni. Aslında hep aynı kişiye aşıktık. Aradan zaman geçti, kendimi onunla paylaşmaktan sıkıldım. Belki de kıskandım. Canını yakmak için uğraştım, sonunda beni terketti. Ama öyle güzel seviyordu ki beni, artık yetmiyor sevgim kendime’’ dedi, gözlerimin içine bakarak.
Bişeyler söylemek için ağzımı açacaktım ki, devam etti.

‘’ Telgrafın tellerine konan kuşlar kadar güzeldi sesi. Telgrafın tellerine konan kuşları hiç görmedim ama babam bu şarkıyı çok severdi. Babama benzerdi. O’nu tanıdıktan sonra babamı affettim. Onun gibi olan hiç kimse bilerek kötülük yapmış olamazdı çünkü. Ben onu haketmedim. İyiki gitti.’’
- ‘’Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun, peki?’’ dedim.
- ‘’ her zamanki gibi hiçbir şey. Herşey hazır, gidiyorum buralardan. Neyse benim bu durakta inmem lazım. Sohbet güzeldi.’’
O inince otobüsün camını açtım.’’ Gitmeden önce O’na hoşça kal diyecek misin?’’ diye bağırdım.
-‘’Hayır’’ dedi gülümseyerek. Yürümeye başladı.
Silahımı çıkardım, üç el ateş ettim. Beyaz elbisesi birkaç saniye içinde kırmıza boyandı ve yere yığıldı. Yanına gitmek için aşağı indim. Gözlüğünün camındaki yansımama bakıp gurur duydum. Artık ben onu görmediğim halde bana gözlük camlarının arkasından bakamayacaktı. Sonunda kendimi öldürmüştüm.
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !