Bölünmüş Bir Ruhun Üç Parçası

 


 


 

Buradaki üçüncü günüm, daha kimseyle tanışmaya vakit bulamadım. Bedenimi ve ruhumu terbiye ediyorum, yeni şeyler gördüklerinde heyecanlanmasınlar. Bu da bir kontrol biçimi, özgür bırakamıyorum kendimi. Hayal meyal da olsa hatırlıyorum ki, daha önceleri korkusuz bir kadındım. İçimde beslediğim gitme duygusu sayesinde bir yere ait olamazdım. Şimdilerdeyse, kendime insanlar arıyorum, yanlarında huzur bulabileceğim.


 

Sigara içmek keyif vermiyor, tütüne karşı bağışıklık kazandı ciğerlerim. Ölemiyorum.

Yaşlanmış olmalıyım, yüksek sesli müzikler ve yakışıklı adamlar uykumu getiriyor. Yorganın içine girmek için koşturuyorum taşlı yollarda. Başarısız olduğum söylenemez lakin bunu istediğimden emin değilim. Kaçıyorum, bildiğim, gördüğüm, yaşadığım herşeyden. Geçmişimin, her seferinde ''Merhaba'' diye karşıma çıkmasından sıkıldım. Ama yine de aldatamıyorum onu, geleceğimle. Söylesenize ben nerede yaşıyorum?


 

İmla hatalarım boldur ve elbet Türkçe'ye yaptığım saygısızlıklar diz boyumu aşmıştır. Bana küstüğünü bilirim zaman zaman.Ana dilimden o kadar uzaklaştım ki bazen sözcüklerin ingilizcesiyle idare edip, sessiz sinema oynuyorum. En çok susuyorum bugünlerde. Pek keyifli sayılmaz, zihnimden saniye de 6 fikir geçiyor ve kalkıp bunları yazana kadar unutuyorum.

Hızlı unutuyorum. Hızlı unutmayı küçükken öğrendim. Doğunun bir kasabasında bir daha asla rastlayamayacağını bildiğin insanları sevmeye başladığında, hızlı unutmayı da kabulleniyorsun.

Kimileri bunun yanlış olduğunu düşünüyor, kimileri beni hiç anlamadıklarını.


 

Kimileriyle kafamı bozmuşluğum da vardır. Çok aşık olmuşumdur. Aşkla bir sorunum yoktur zaten. Aşkın getirdiği sorumluluk ve biriyle beraber olma düşüncesi korkunçtur sadece. Kendimi inandırdığım ve ömrüm boyunca seveceğim adamlar da hep erken ölmüştür. Bu yüzden yakın dostlarımdan biriyle evlenip, ensest bir hayat düşlüyorum geri kalan zamanlar için.


 

Neslime bakıyorum bazen. Camdan kadınlar, camdan herifler. Muhteşem yüz hatları ve gelimiş vücutlarıyla önümden geçiyorlar. Herkes güzel geliyor gözüme, bir çirkin benim. İşe yaramazsım, patavatsızım, dostun hası, düşmanın piçiyim. Bu yüzden derim ki kendi kendime, ama benim de kalbim camdan. Ama beynim olmadığı için bana deli dediklerinden, kalbimin de olmadığını düşünüyorlar..


 

Güzel müzik yapanlara hayran oluyorum. Oturup onlarla iki duble rakı içip, tüm gece şarkı söylemeleri için yalvarmak istiyorum. Tanrıyla konuşuyorum bazen, benim için en iyisini yazdığını söylüyor. İyi güzel de benim seçtiğim kötü, onun yazdığından daha iyiyse? Tabiki bunu O'na demiyorum. Aklımdan geçeni okuyor kendisi, ben konuşmadan anlatmaya başlıyor. Gülüşüyoruz..

Biz bunu hep yaparız.


 

Kapı açıldı. Tanımadığım küçük bir kız çocuğu içeri girdi. Hayır, tanıyorum. Ben onun annesiyim. Uzun yıllar önceydi, bırakmıştım O'nu sokaklara. Beni kınamayın! Kandırmayın! Bunu yapmak zorundaydım. Eğer bunu yapmasaydım benden nefret edebilirdi. Bencilce değil, inanın! Ama daha tamamlayamamışken kendi varoluşumu nasıl sahip çıkardım bir varlığa? Adına masal dediğim çocuğu, nasıl getirebilirdim bu kirli hayata..


 

Nerden geldim buraya? Nerden dönüyordum? Belki de yıllardır bu sandalyenin üstüne oturuyordum. Hem çok arabesk biriyimdir. Elimde viskimle orhan gencebay dinlerim ve bu bana sevişmekten daha çok haz verir. Hepimiz biraz lümpenizdir ama ben çokca kapitalistim.

 

Histerik acılarım var , onları her gün üç ölçek acıyla beslerim. Eğer kalmamışsa, çıkar sokaklara insanlardan hikaye dilenirim. Herkes beni sevdiğini söyler ve ben kimseye inanmam. Söylemişimdir, aram açıktır insanlarla. Anlatacaklarım çoksa susarım. Susmak istersem saçmalarım. Profesyonel öğrenciyimdir ve meslek olarak kalp kırıcılık yaparım. Felsefeden anladığım için demagolojinin allanı yaparım. Konuştuğum gibi yazarım. Yazdığım gibi konuşamam, kimse de uzun cümleleri dinlemeyi sevmez.


 

-Kısa kes de gidelim.


 

Yetişilmesi gereken yerlerle dolu adını dünya koyduğumuz bok çukuru. Bu yüzden her gün birimiz foseptik çukurunda hayatını kaybediyor. Bu hoşuma gidiyor. Eni sonu hepimiz kardeşini katleden adamın dölleriyiz.


 

Burdaki üçüncü günüm ve bardağım altı keredir kahveyle doluyor. Tabladaki külleri yalamam gerekecek, çok tembelim. Yıkanamıyorum. Oysa siz temiz kadınları seversiniz. Yataktan kalktığında ağzı kokmayan ve saçları bozulmuş olmayan. Lakin ben her daim dağınığımdır ve bu dağınıklığın kendi içinde asimetrik bir düzeni yoktur. Birbirimizi kandırmayalım! Beni hiç sevmediniz. Yine de severmiş gibi yaptığınız zamanlar için size minnettarım. Bana hayatımın en mutlu son günlerini yaşattınız. Tabi o zamanlar bunun son günlerimiz olduğunu bilmiyordum.

Biçtiğiniz hikayeye yaraşan bir kadın mıydım bilmiyorum ama siz her masalın kahramanı olabilecek kadar kudretliydiniz.


 


 

Buraya ne zaman geldiğimi hatırlıyorum. Üçüncü günüm. Ama neden geldiğimin cevabını kaybettim. Sokaklar daracık, hemen hemen her balkonda menekşe var. insanlar bilmediğim bir dille selam veriyorlar. Ama görmelisiniz çok sevimliler. İnsanın alıp evde besleyeceği geliyor. Neyse bunların hiç biri değil buraya beni getiren sebepler.


 

Ve siz olmadığım için o derece mutlusunuz ki, bunu damarlarımın en uç noktasına kadar hissedebiliyorum. Eskiden olsa ağlardım. Şimdilerde herşeye teşekkür etmeyi büyük bir metanetle öğrendim.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !