Einstein zeki adammışsın, aşka bulaşmamışsın.

Bu aşk denilen şey tuhaf değil de zor bir şey. Öyle olmasaydı Einstein İzafiyet Teorisi yerine aşkı açıklamaya çalışırdı. Hoş sonra ona da Mecnun muamelesi yapar, yok mu bir Clara, bir Ana felan diye sorardık. Çünkü bayılırız kavuşamayan aşıkların hikayesini dinlemeye. Zaten kim sevdiğine kavuşamazsa o aşk olur, ötekisi monotonluktur, sevgidir, ‘’abi herif kızı ne güzel götürüyor’’dur.

Koskoca Einstein bunun peşine düşmemiş, benim haddim elbette değil de yaşadığım hayalkırıklığından, dinlediğim hikayelerden sonra bir yerlerde kocaman bir yanlış olduğunu farkettim. Mesela o adam benim kalbimi o kadar çok kırmasaydı ben apar topar yurt dışına gitme kararı almazdım. İnan ki kalbi kırık bir insan herşeyi yapabilir, sarhoş olup gecenin bir yarısında ‘’seni seviyorum uleeen’’ diye bağırır. Ama kilometrelerce öteden bunu yapamazsın, zaten telefon parası da çok yazar. İşte aşk bu kadar küçük hesapları da bünyesinde barındıran bir duygu. ‘’Benle olmayacaksa hiç mutlu olmasın’’. Bedduaya bak. Belki benle de mutlu olmayacak o adam. Ama kalbi kırık bir insan için bunun hiç bir önemi yoktur çünkü tam o anda beynimiz pek müsait olmayan bir organımıza kaçar.

Kadınlar üzüntülerini erkeklerden daha farklı yaşıyor yahut ben kadın familyasından olduğum için onları daha iyi gözlemliyorum. Herhangi bir barda sarhoş olup, etrafa kusan ya da birileriyle kesişmeye çalışan bir kadın görürseniz bilmelisiniz ki o kadın sevgilisinden ayrılmıştır ya da sevdiği adam onu sevmiyordur. Ve kuvvetle muhtemel ki aynı kadın o gecenin gündüzünde falcılara yığınla para yağdırmış ve bu işin kesinlikle olmayacağını öğrenmiştir. Son umudunu da yitirmiştir. Bundan sonrası daha büyük hüsrandır ki, kendini sorgulamaya başlar, ‘’neyim eksik, neyim yetmiyor’’ diye. Sonrasında ağır bir depresyon, türlü çeşit hastalıklar kapı da bekler. Aynı yollardan kaç kere yürümüş olursa olsun, her defasında bir daha asla bundan kötüsünü yaşayamayacağını düşünür. Bir sonraki hayalkırıklığına kadar..

Bunu ben de yapıyorum aslında, öyle yazılar yazıyorum ki bazen okuyan herkes acının dibinde kıvrandığımı zannediyor. Aşık oluyorum, terk ediliyorum, terk ediyorum, aldatıp aldatılıyorum. Zaten doğanın kanunu bu. Kimse tek eşli değil, kimse tek eşli de olmayacak.
Jose Saramago’nun çok sevdiğim bir sözü vardır; ‘’sevmek sahiplenmenin en güzel yoludur herhalde, sahiplenmek ise sevmenin en çirkin yolu."
Belki de karşımızdakini sevmekten daha çok sahiplendiğimiz için ne yaşadığımızı anlamıyoruz ve ancak ilişki bittikten sonra yaşanan iyi anlara ya da kötü zamanlara odaklanıyoruz. Anlayabilsek, karşımızdakinin bizden önce de bir hayatı, belli alışkanlıkları olduğunu dahası onun bizden farklı bir kişiliği olduğunu kabullensek sorun kalmayacak. Ben sinirlendiğimde bağırıp çağırırım, o da susar. Bu onun beni daha az sevdiği anlamına gelmeyecektir elbette. Ama şimdilerde, karşımızdakini başta kendisi olarak sevsek de sonra bize benzetmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Bir kız arkadaşım var ve ciddi ciddi aşk acısı çekiyor. O’nun yüzüne baksanız ve eğer kadınsanız bunu hemen anlayabilirsiniz. Dünyadan kopuk, makyaj yapmıyor, iki laftan birinden sevdiği adamın adını geçiriyor, sık sık telefonuna bakıyor ve çalmayan o telefon onu perişan ediyor. Eğer böyle devam ederse bu durum, yurt dışına çıkmak için fırsatlar yaratmaya çalışıyor. Yani aslında aşkından kaçmıyor, acısından kaçıyor. Dünyanın neresine giderse gitsin kendisiyle gideceğini bildiği halde yapıyor bunu.

Bu yüzden işte aşk cidden zor iş. Hayatınızı bir kenara bırakıp dibe batıyorsunuz ve ayağa kalktığınızda dünyanın sizi beklemediğini görüyorsunuz. Sonra bunlardan pişman oluyorsunuz. Belki de siz nezdinde konuşurken en çok kendimi yargılıyorum.

Yaşım büyüdükçe fark ediyorum ki, aşk aslında susabilmek demekmiş. Ne yaşarsan yaşa, ne kadar üzülürsen üzül, canın acırsa acısın O’nu hayatına müdahale etmek istememek, olacaksa bile kendiliğinden olsun demek hatta kaderci bir yaklaşımla, ‘’Allah hayırlısını versin’’ diyebilmekmiş. Ateist olan arkadaşlarımın ağzından aşık oldukları zamanda bu sözü duyduğum için rahatlıkla diyebiliyorum ki,
Aşk bir yerde Allah’a yaklaşmaktır..

He bir de hayatımıza bir anda girip, kendini zorla sevdirip sonra hiç bir şey yokmuş gibi davranan ama çıtayı yükselten insanlar var ya, Allah onları bildiği gibi yapsın. Çünkü onlarla konuşmanın lezzetini bir sonrakinden alamadığınızda aşkın aslında hormonel değil dostlukla ilgili olduğunu gördüğünüzde, elinizdeki birayı ‘’çıtayı yükseltenlere’’ kaldırıyorsunuz.

Biz bunu dün üç kişi yaptık ve birimiz erkekti. Üçümüzde birbirimizin hikayelerinden çok az haberdardık ama birayı aynı istekle kaldırınca anladım ki hepimizin hikayeleri aynıydı. Ama herkes kendi aşkını farklı zannediyordu.

Bu yüzden işte,

Einstein zeki adammışsın, aşka bulaşmamışsın.

Özgen.
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !