Ne yazık

 

 

Merhaba sevgilim,

 

Bugün ayrılığımızın 1573. günü ve her zamankinden 7 mil daha uzağız. 1573 günün kaç aya tekabül ettiğini bilmiyorum ama 7 milin her saniyesini anlatabilirim. Hala yağmur yağıyor ve köprü üstünde babam yaşındaki adam şemsiye satarak ekmek parası kazanıyor. Hiç bir halta yaramıyor olmanın verdiği huzurla yürürken, o adamın yüzüne bakamıyorum. Öyle tuhaf bir his yaratıyor ki bu eşitsizlik, herşey olabileceğine inansa bile insan; orospu örneğin yahut zengin hatta bazen Tanrı bile olabilse alın teri olamayacağını biliyor. Bu yüzden, yüksek topuklarla arnavut kaldırımlarda başı dik yürümenin bir güç göstergesi değil de acizlik olduğunu anlayabiliyorum. Çünkü gerçek insanlar dik duramazlar, onların taşımak zorunda oldukları kamburları vardır. Ama benim yok.

 

Sensizken her gün yeni bir şey öğreniyorum. Misal, dolmuşta parayı ilk ben uzatıyorum sonra diğerleri. Herkes harekete geçmek için birini bekliyor. Şimdilerde bu yüzden devrimsiz, devinimsisiz. Kimsenin inancı kalmamış, bir şeylerin değişeceğine. Oysa ben senin yüzünü hatırlayabilsem, Afganistan’daki insanların ölmeyeceğine inanırım. Gözlerinin rengini çıkarsam bu topraklara barış gelir. oysa artık kabullenmeliyim beni sevmediğini lakin birini çok sevdiğinde onun da seni sevdiğine inanıyorsun. Oysa artık kabullenmeliyim, sen de biz normal insanlar gibi yalan söylüyorsun, küfür ediyorsun, sabahları erken kalkınca yüzünü asıyorsun, trafikte kavga edip ehliyetini kaptırıyorsun. Hatta dünya meseleleri umurunda değil kendi cebini doldurmakla meşgulsün. Bu düzenin aylak adamlarından birisin. Ve hala ölüyor çocuklar. Onlar hep ölüyor.

 

Yanımda not defteri tutuyorum artık. Gittiğim yolları, tanıştığım insanları, eskiden dikkatimi çekmeyen her ayrıntıyı yazıyorum. Günün birinde, herhangi bir yerde karşılaşırsak hiç farketmemiş ol istiyorum, yokluğumu. Birinin yokluğunu çekmek, dünyanın en büyük yoksulluğu çünkü. Ve aslında dünya dediğimiz yer, Tanrı’nın küçük bahçesi. Bu yüzden bana biçtiği sonu kabullenmem, ne yaparsam yapayım O’nun kuklası olmaktan kurtulamayacağım.

 

Oysa daha romantik biri olmak isterdim. Hani sürgün olsam ülkemden başka bir yere, yine de sana içinden martıların uçtuğu, 8.15 vapurlarının kalktığı, fonda ‘’elbet bir gün buluşacağız’’ şarkısının duyulduğu vaatler vermek isterdim. Ama ben her sabah kalkıp seni unutmam gerektiğini hatırlayarak bunu yapamam.

Kalbim çok ağrıyor bugünlerde, doktor sigarayı bırakmam konusunda çok ısrarlı. Bense azaltamıyorum bile. Muhtemel ki bu bir intihar ama çok zamanımı alıyor. Yine de öğrenmek istiyorum, senden başkasını sevmenin nasıl bir şey olduğunu.

Aslında sana haksızlık ediyorum. Belki de hiç yoksun ama ben aklımda seni yaşatmaktan keyif alıyorum. Nerde ne yaptığınla ilgili bir merakım bile yok, hasta olsan sana bakmak yerine ölmeni bekleyip, ardından yas tutmayı yeğlerim. Ve tüm ömrümce yasını tutmak için sigarayı bile bırakabilirim. Ama aklımdan çıkmana izin veremem. Eğer bunu yaparsam gitmiş olduğun gerçeğini kabullenmek zorunda kalırım. Oysa tam şuan başkasıyla sevişiyor olsan bile bana aitsin.

 

Aslında hepsi yalan. Ben hala aynıyım. Aynı hayat, aynı hayaller, aynı alışkanlıklar. Hala çiçekleri sulamayı unutuyor, yapacağımı bildiğim bir işe başlarken bile tedirginlik duyuyor, hala sevdiğim insanları kendimden uzaklaştırmak için olanca çaba harcıyorum. Tek yaptığım geçmişimde utandığım ne varsa, seni severek kendimi aklamak..

 

What’s a pity , what’s a pity diyor şarkı tam da uygun olarak şu ana,

Sen beni bıraktın sevgilim ama ben senin için yurdumu terkediyorum.

 

özgen.

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !