şifonyer diyalog

- Nasılsın

- iyiyim iyiyim de ben bir gitseydim.

- Nereye?

- Göğün hep mavi olduğu, nehirlerden şarapların döküldüğü, savaşların olmadığı, insanların birbirlerini vurmadığı bir yere.

- Çok hayalperestsin.

- Aptal bir nereye sorusunu cevaplayabilecek kadar. Ben sana gitmek istediğimi söylüyorum. Aklımda bir yer olsa onu söylerdim. Gitmek sadece gitmektir, anlıyor musun?

- Kaçmak yani?

- Belki de. Ama bu duruma kafa patlatmak saçma şimdilik. Bilirsin işte, insan kendisiyle gidiyorsa bir yere o kaçmak değildir. Her şey seninle beraber gelir. Kalmamı isteyen herkes bana bunu söyledi. Ne yazık, yanlarına oturduğumda gerçekten onlarla beraber olduğumu düşünüyorlar.

- Değil misin?

- Saçlarımla oynarken bile hissetmiyorum o saçların bana ait olduğunu. Kendimi dışardan izliyorum. Ağladığım zaman, aa kadın ne güzel üzülüyor diyor bundan da tuhaf bir haz alıyorum. Ama kendi kendimi teselli edemiyorum. Aşık oluyorum, kadına bak aşık oldu diyorum telefonda konuşurken. Sevdiğim adamı sanki başka biri severmiş gibi anlatıp, bu sevgiye de hayran oluyorum. Yani bir gün araba çarpsa ölsem, kendi cenazeme giderim. Böyle bir alışkanlık edindim.

- Seni anlıyorum.

- Anlamak güzeldir.

- Sanırım seni sevebilirim de.

- Bunu deniyorsan hemen vazgeç.

- Neden?

- Beni seveceğine üstünde oturduğun sandalyeyi sevmeyi dene. İnsan sevdiğine benzermiş. Ve sandalyeyi seversen bir yere ait olabilirsin. Üstüne otururlar, dinlenirler, konuşurlar. Bir yerden bir yere taşırlar seni. Hem de ellerinde. İnsanlar birbirlerini ellerinde taşımazlar ama eşyaları taşırlar. Ayağın kırılsa tamir ederler. Ama benim kalbim kırılsa kimse aldırış etmez. Benzeme bana. Benzeme çünkü seni seviyorum.

- Kimseyi sevemez gibi görünüyorsun oysa.

- Duygularımın ölmediğini söyleyemem. Zira ne kadar duygusal davranırsan o kadar duygusuzlaşıyorsun. Ama bam tellerim var. Gözlerine bakamam senin, istediğim gibi bakamam. Bakarsam, parmaklarımla oyup çantama koymak isterim. Sen gözlerinsiz yapamazsın ben de senin gözlerin olmadan göremem. Ve senin gözlerinin karşında, senin gözlerinden mahrum olarak oturmak, dünyaya sırtını dönmektir. Yapamam.

- Gidersen özleyeceğini biliyorsun ama?

- Biliyorum. Başka İstanbul yok. Başka rakı yok. Rakını galata kulesine kaldırıp gelmişine geçmişine söverken dinleyeceğin başka Müzeyyen Senar yok. Hadi hepsini yapabildin diyelim, Türkiye nereye gidiyor? Diye soracağın bir dost bulamazsın. Bulsan da Türkiye’nin nereye gittiği yerine dünyanın nereye gittiğiyle ilgilenirler ki bunun adı geniş bakmaktır. Ben geniş bakamam. Bir de biliyor musun başka Diyarbakır yok. Aynı sınıfta yan yana okuyan çocukların – daha o yaştayken- bellidir, hangisinin dağa çıkacağı hangisinin orduya gireceği. İlk kimin kimi öldüreceği belirsizdir. Ve bilmelisin ki ben istanbulu özlediğim kadar diyarbakırı da özlerim. Ve ben diyarbakırı tüm düşmanlarıma inat daha bir özlerim. Çünkü ben orda hiç rakı içmedim.

- Peki, neden gitmek istiyorsun?

- Bencillikten. Gidersem, üzülmeyeceğimi düşünüyorum. Diyorum ki şimdi çıksa üçüncü dünya savaşı, ölsek savaşırsak üzülmem. Çünkü yabancı onlar. Bir yabancı bir yabancıya her şeyi yapabilir. Ama kardeşin kardeşi vurması ağır geliyor. Bak kardeş diyorum, çünkü aynı yemeği yiyoruz, aynı havayı soluyoruz, aynı kaldırıma tükürdüğümüz bile oluyordur. Sonra o kaldırımları patlatıyorlar. Yazık değil mi? Başka bir ülkede cüzdanımı çalsalar, üzülmez miyim, üzülürüm elbet. Ama cüzdanıma sadece. Yurdumda çalındığında çalana da üzülürüm. Nasıl bu hale geldik diye. Nasıl aç kalmışsa alıverdi çantamı derim. Bana kendi dillerinde yalan söyleseler üzülmem ama, sen bana yalan söylersen yaşayamam. Çünkü Türkçe söylersin. Ben hemen anlarım yalan olduğunu.

- Ben sana hiç yalan söylemedim.

- Belki de hep bana yalan söylemeni bekledim. Seni hep anlamayı bekledim. Bana yalan söyleseydin, çekip gitmek daha kolay olurdu. Ama şimdi. İçimde bir gitme isteğiyle yanında kalıyorum. Bir bira daha?

- Sana dokunuyor artık. İçmesen.

- Ölmemden mi korkuyorsun, seni artık sevemeyecek olmamdan mı?

- Saçmalıyorsun. Elbette ölmenden. Gitsen bile beni sevmekten vazgeçme n’olur?

- Korkma. Bir gün başkasını sevsem bile seni asla incitmem.

- Bazen bir şizofren olduğunu düşünüyorum.

- Ben de şifonyer olduğumu. Uyurken, sevişirken, yatarken çıkarıp üstüme koyuyorsun fazlalıklarını. Seni en çıplak ben görüyorum. Başkalarına giderken yine benim üzerimden giyiniyorsun. Öyle çok güveniyorsun ama fark etmiyorsun eskiyorum.

- Bir bira daha?

- Evet, lütfen.


Özgen.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !