Sus-2

Gözlerimi kesmek istiyorum, oluk oluk kan akıtmak uğruna.. Biliyorsun, ben sevdiği her şeyin üstüne ölmeyi göze alan bir milletin çocuğuyum.. öğrenmedim ki, nasıl bir şeydir sevgiliyle yaşamak. O’na kahvaltı hazırlamak, çiçeklerini sulamak, köpeğini gezmeye çıkarmak. Aynı dünyanın insanı olmasak da yaşanacak bir atmosfer oluşturmak..Ölüyoruz çocuğum! Öldürüyorlar bizi! Farketmiyor musun? Sen yanık teninle hayran toplamaktan ibaret sanıyorsun hayatı ve sözüm yok çok okkalı bakıyorsun kadınlara. Ben durup seni izliyorum başucunda. Bu yüzden tüm rahatlığın batıyor sana..Dilime pelesenk olmuş bir adın var ve hangi özneden önce gelirse gelsin ismin değerini arttırıyor karşıdakinin.Yani demem o ki, aramızdaki bin iki yüz otuz bir kilometreye rağmen , yanımda öyle aç yatıyorsun ki şefkate, hangi kadın olsa dayanamaz anan sanır kendini. Boynuna gömer başını, kim olsa eğip o gırtlağa başını kana kana içmek ister Tanrı’nın şaraplarını. Yemin ettiydim, dudaklarının üstüne dayayıp sırtımı gelip geçeni öldüreceğime. Çünkü seni severse insan çılgına dönebilir, hapsedebilir kendini boş bir odaya, gidip balıklara para atabilir. Susup düşebilir üçüncü kattan aşağıya.Üstüne bahse girebilir de, sensen taş olur taş her kimse seni bahis konusu yapan. Efendim diyeseslendiklerin, haşa derler, efendimiz sensin! Ölüyorum ulan ölüyorum! Saçından aşağı doğru kayıp, gözlerine yumuyorum kendimi. İt beni, ayaklarınla tekmele, defol et. Biz seninle ağaçların arasında oturup kahve içecek zamanı çoktan geçtik, bizi bir yatak paklar ama ben öyle namussuzumdur ki, seni orada bırakıp sigara içmeye koşar, küllerini sana yalatırım.Öyle bir koyuyor ki kendini bilene, bunca mesafe. Şapkayı önüne koyuyor. Gitmelerimi hesapladığım günler geliyor aklıma. Kurtulacaktım senden, derin bir nefes alıp, başka adamlara aşık olacaktım. Az konuşacak çok susacaktık. Jazz duyulacaktı sokaklardan, ben öyle jargonlu küfürler edecektim ki ağzı açık kalacaktı duyanların. Seni ülkelerin birinde unutup öyle dönecektim vatanıma.
Türkçe konuş benimle sevgilim, dilim diline değdiğinde kırçıllansın, saçaklansın, üstüme dökülsün içtiğim kahve. Öyle bir konuş ki benimle bir kez olsun bu! Ama öyle bir kez olsun ki, kimsenin şimdiye kadar öyle bi’şeyi olmamış olsun. Az çıkıyor sesim, affet, babylonun asma bahçelerindeki mevsimleri değiştirdin sen, bu yüzden Slovakyalı salyangoz ağlıyor şiirlerde! Farkında değilsin amma ben sana iman etmek için Tanrı’yı bile öldürdüm.
Sonrası mı,
Sonrası iyilik güzellik.

Özgen.
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !